fbpx

Otizm Hakkında En Sık Karşılaşılan 7 Mit…

ABD Hastalık Önleme ve Koordinasyon Merkezi’nin yayınladığı 2014 raporuna göre otizm her 68 çocuktan birinde görülmekte. Yine de otizm hakkındaki bilgiler yetersiz ve belirsizlikler otizm hakkında mitlerin yayılmasına neden oluyor. Doğru ve etkili bir müdahale tekniğine başlamada zaman kaybetmemek adına bu mitlerin aileler tarafından bilinmesi büyük bir önem taşıyor. İşte otizm hakkında en sık karşılaşılan 7 mit…

1. ‘Otizmin sebebi soğuk, ilgisiz ve patolojik annelerdir”
1940’lara hakim olan bu düşünce 1960’lara gelindiğinde bilimsel olarak çürütülmüştür. Bu yanlış kanı, otizmle ilgili ilk makaleyi yayımlayan Kanner’ın kendi hastası olan çocukların anneleri hakkındaki gözlemlerine dayanmaktadır. Hatta, bu anneleri betimlemek için ‘buzdolabı anne’ kavramını ortaya atmıştır. O dönemin siyasi ve sosyal olayları göz önüne alındığında ortaya atılan bu kavram ve yaklaşım yadırganmamalıdır. Bu görüşler ne yazık ki o dönemlerde oldukça ses getirmiş, birçok anne çocuğunun durumundan kendini sorumlu tutmuş ve suçluluk duygularına kapılmıştır. 1960’lara gelindiğinde tüm bu iddiaların asılsız olduğu yapılan bilimsel çalışmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Ancak günümüzde klinik ortamlarda yapılan aile görüşmelerinde halen daha ilgi eksikliğinden dolayı çocuğunun otizm olduğunu düşünen anneler ile karşılaşılmaktadır.

2. ‘Ailesel özellikler otizmin nedenlerindendir’
Ailenin sosyo-ekonomik özellikleri, aile bireylerinin kişilik özellikleri ve ailenin çocuk yetiştirme tarzları otizmin nedenleri arasında gösterilmiştir. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar ile ailenin sosyo-ekonomik özellikleri veya aile bireylerinin kişilik özellikleriyle otizmin ilgisinin olmadığını ortaya çıkarılmıştır. Otizmin ebeveyn yaşı ile ilgisinin olduğunu ortaya koyan çalışmalar mevcuttur. Ebeveyn yaşı ile ilgili olarak yapılan son çalışmalarda baba yaşının 35’ten fazla olmasının çocuğunun otizmli olma riskini arttırdığı bulgusu elde edilmişken, anne yaşıyla ilgili bilgilerin değişkenlik gösterdiği görülmüştür.

3. ‘Teknolojik aletler otizme yol açar’
Otizmli çocukların teknolojik aletlere olan yoğun ilgisi ‘Teknoloji otizme mi yol açıyor?’ sorusunu akıllara getirmiştir. Klinik ortamlarda yapılan aile görüşmelerinde ‘Bebekken çok televizyon izledi’, ‘Tablet elinden hiç düşmezdi’, ‘Telefonu elinden alamazdık’ gibi ifadeler ile sıklıkla karşılaşılması otizmle ilgili meraklı bakışları bir anda teknoloji dünyasına çevirmiştir. Bilimsel çalışmalar otizm özellikleri gösteren çocukların önemli bir bölümünün görsel uyaranları işitsel uyaranlara kıyasla daha kolay algıladıklarını ve kullandıklarını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, teknolojik aletlerin otizme yol açmadığı, aksine otizmli çocukların var olan ilgilerinin uygun şekilde kullanılmasıyla daha hızlı beceri edinimini sağladığı ortaya çıkarılmıştır.

4. ‘Aşılar otizme yol açar’
Günümüzde de devam eden bu inanış MMR aşısı diye adlandırılan kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşılarının otizme yol açtığını savunmaktadır. Aşı-otizm ilişkisini araştırmak için ABD’de yapılan bir çalışma OSB tanılı çocuklarda otizm belirtileri ve gelişim geriliği belirtilerinin ortaya çıkması ile MMR aşısı arasında bir ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Diğer taraftan MMR aşısıyla ilgili tartışmalar, bazı ülkelerde bu aşıdan vazgeçilmesine yol açmıştır. Örneğin, Japonya’da 1988-1996 yılları arasında OSB tanısı alan çocukların izlenmesi ile ilgili bir çalışmada 1993 yılında MMR aşısı durdurulduktan sonra otizm tanısında hiçbir azalma olmadığı, aksine artış olduğu bulgusu edinilmiştir. Dolayısıyla, günümüzde aşıların otizme neden olduğuna dair hiçbir bilimsel veri mevcut değildir.
Yukarıda açıklanan otizmin sebeplerine yönelik 4 mitin otizmin neden(ler)i konusunda halen net bir bilginin olmayışından kaynaklandığı göz önünde bulundurulmalıdır.

5. ‘Otizmlilerin hepsinde zeka geriliği vardır’
Halen günümüzde otizm denildiğinde ilk olarak zeka geriliğinin akla geldiği görülmektedir. Otizmli çocukların sözel iletişim becerilerinde yaşadıkları aksaklıklar, sergiledikleri davranışsal farklılıklardan dolayı toplum tarafından zeka geriliğine sahip bireyler olarak değerlendirildikleri gözlenmektedir. Halbuki otizmli bireylerin yaklaşık %40’ında çeşitli seviyelerde zeka geriliği görülmekte olup %60’nda herhangi bir zeka geriliği görülmemektedir.

6. ‘Otizmliler çok zeki olur’
Otizm spektrum bozukluğuna sahip çocukların diğer gelişim alanlarında sergiledikleri performansa göre teknolojik aletlerin kullanımında çok daha iyi bir performans sergiledikleri görülmektedir. Bu durum örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun ebeveynlerinin ‘Ben açıp-kapamayı bilirken çocuğum internette istediği videoyu bulup izleyebiliyor, çok zeki’ yanılgısına düşüp çocuklarının üstün bir performansı olduğu düşüncesine kapıldıklarını göstermektedir. Oysa yukarıda da bahsedildiği üzere bu durum bir zeka belirtisi değil, otizm özellikleri gösteren çocukların önemli bir bölümünün görsel uyaranları işitsel uyaranlara kıyasla daha kolay algıladıklarının ve kullandıklarının bir göstergesidir.
OSB olan bireylerin daha zeki algılanmasının bir diğer sebebi de bir kısmının sınırlı bir alanda yoğun ve sıra dışı ilgilerinin olmasıdır. OSB olan bazı bireyler bazı konulara aşırı ilgi duyarak o konu hakkında en ince ayrıntılara sahip olabilirler. Örneğin, günlük hayatta meydana gelen olayların tarihlerini ezbere bilmek gibi. Bu durum ailelerin çocuklarının çok zeki olduğu yanılgısına kapılmalarına yol açmaktadır. Bu durum bir zeka göstergesi değil, otizmi olan bireyin ‘ilgi takıntısına’ sahip olduğunun bir göstergesidir.

7. ‘Otizmi olanlar öğrenemez’
Aileler çocuklarının doğal yollardan bir şeyleri öğrenemediğini fark edip öğretmeye çalıştıklarında başarısız olup düştükleri bir yanılgıdır. Otizmli bireylerin normal yollarla öğrenemediği gözlenmekte ve bilinmektedir. Bu durum araştırmacıları çalışmalar yapmaya yönlendirmiş ve günümüzde bilimsel olarak ispatlanmış en etkili yöntem olan Applied Behavior Analysis’in (ABA), Türkçesi ile Uygulamalı Davranış Analizi (UDA), ortaya çıkması sağlanmıştır. ABA’e dayalı yöntemler üst üste ve sık tekrarlardan oluşmaktadır. Bu durum otizmli çocukların öğrenmelerini kolaylaştırmaktadır. Otizmin bazı çocuklarda üstesinden gelinebilir bir yetersizlik olduğunu öne süren ilk uzman olan Ivaar Lovaas ‘Bir çocuk bizim yaptığımız öğretimle öğrenemiyorsa, çocuğun öğrenebildiği şekilde öğretim yapmalıyız.’ diyerek alıştığımız geleneksel öğretim kalıplarının dışına çıkma gerekliliğini dile getirmiştir.

 

Psikolog Elif Sanal ÇALIK

Algı Aba Terapi Merkezi Yardımcı Direktör

Kaynak: http://www.oced.org.tr/otizm-hakkinda-7-mit/

Otizmli Çocuğu Olan Bir Ailenin, Mutlaka Psikolojik Yardım Alması Gerekiyor

Algı ABA Terapi Merkezi Direktörü Selim Parlak, Medivizyon dergisine röportaj verdi.

Otizmde, gün geçtikçe müdahale noktaları ve müdahale alanları genişliyor. TV’deki kamu spotları, dernek ve vakıfların yaptığı çalışmalar, hastane ve kliniklerde bulunan el broşürleri insanların farkındalıklarını arttırdı. Çocuğu otizm semptomları gösteren aileler bir uzmana gitme gereksinimi hissediyor.

 

Selim Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1978 yılında İstanbul doğdum. Evli ve 1 çocuk babasıyım. Pertevniyal Lisesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Meslek Yüksekokulu İklimlendirme Soğutma Bölümü’nde ön lisansımı, Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Enerji Anabilim Dalı Makina Öğretmenliği’nde lisansımı tamamladım. Askerliğimi bitirdikten sonra çalışma alanı olarak engelli çocukların eğitimine gönül verdim. 2003 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İstanbul Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi’nde (OÇEM) 1 yıl bireysel eğitimler uyguladım. Sonrasında bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde 3 yıl müdürlük ve eğitimcilik yaptım. Bu süre zarfında İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Uygulamalı Psikoloji yüksek lisansını tamamladım. 2007 yılında kurulan Algı Eğitim Öğretim Hizmetleri’nin kurucularından biriyim. Algı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nin sorumlu müdürlüğünü ve ABA Terapi Merkezi Birimi’nin yöneticiliğini yapmaktayım. 2014 yılında da Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği’nin kurucuları arasında yer aldım.

 

Otizm hakkında bilgi alabilir miyiz?
Otizm, günümüzde 68 çocuktan 1’inde rastlanan ve en sık görülen nörogelişimsel bozukluktur. Beyindeki 4 tane lop arasındaki bilgi transferinin eksikliği olarak tanımlanabilir. Otizm bir hastalık değil, gelişim bozukluğudur. Bireyle birlikte yaşayan ve kalıcı olan bir durumdur.

Tedavi protokolü içerisinde;
• Eğitim
• Psikiyatrik müdahaleler
• İlaç tedavisi
• Nörolojik müdahaleler
• Dil ve konuşma terapisi
• Spor ve hareket terapisi
• ABA terapi ve oyun yer alır.

Otizmin zorluk derecesine göre tedavi kapsamını genişletmek ya da daraltmak gerekebilir. Aile, doktoru öneriyorsa ayda 120 seans yoğunluğuna
kadar eğitim alabilir. Otizmde, gün geçtikçe müdahale noktaları ve müdahale alanları genişliyor. TV’deki kamu spotları, dernek ve vakıfların yaptığı çalışmalar, hastane ve kliniklerde bulunan el broşürleri insanların farkındalıklarını arttırdı. Aileler artık daha bilinçli. Çocukları göz teması kurmadığında, sese tepki vermediğinde, bir takım normal dışı hareketler yaptığında ve iletişim kurmak istememesi gibi durumlarda ebeveynler bir uzmana gitme gereksinimi hissediyor.
Tedavi veya eğitimle otizmli bir bireyin takvim yaşı ve gelişimsel yaşını eşitlemek mümkün müdür?

Burada önemli olan; otizmin derecesi. Uyaran eksikliğine bağlı bir gelişim geriliği ise hafif otistik belirtiler gösteriyorsa birey, buna müdahale edilebiliyor ve düzeltilebiliyor. Takvim yaşı ve gelişim yaşı eşitlenebiliyor. Ama orta ve ileri düzey bir otizm söz konusu ise bunun tam anlamıyla düzeltilmesi çok fazla mümkün olmuyor. Otizm tedavi edilebilir demek doğru olmaz ama semptomlar azaltılabilir.

Otizmli çocukların eğitim süreçleri nasıl ilerliyor?
Çocukları ilk önce test aşamasına tabi tutuyoruz. Gelişim basamakları nerede onu ölçüyoruz. Psiko-Eğitimsel Profil Ölçeği (PEP-R) dediğimiz otistik spektrum bozukluğu olan çocuklara uygulanan bir gelişim testi uyguluyoruz. Burada çocuğun yaş aralıkları ortaya çıkıyor ve buna göre bir müfredat belirliyoruz. Yaş gruplarına göre değişkenlik gösteren 25 tane programımız var. Aynı zamanda çocuğu bir psikiyatrist konsültasyonuna mutlaka yönlendiriyoruz. Psikiyatrist, otizmli bir çocukla çalışacağı zaman sadece çocuğun otizm derecesine bakmıyor. Dikkat eksikliği, duygu durum bozukluğu, bipolar bozukluk gibi birçok otizmin beraberinde var olan konuya da bakıyor. Aile eğitimine çok önem veriyoruz. Uygulamalı aile seansları düzenliyoruz. Uygulamalı eğitim
seanslarında aile önce çocuğunu, özel eğitimin nasıl gerçekleştirildiğiyle alakalı sınıfın kapısından izliyor. Ardından sınıfın içine girerek izliyor. Daha
sonra uzaklık mesafesini azaltarak, çocuğun yanı başından izliyor. Veli son olarak seans yönetmeye başlıyor. Veliye bir konu veriyoruz ve o konuyu çalışıp anlatmasını istiyoruz. Aileleri özel eğitimci gibi yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu sayede hem aile bizim psikolojimizi anlıyor hem de çocuk evde de eğitimine
devam edebiliyor. “Mutlu Anne, Mutlu Çocuk” isminde psikoterapi grupları yapıyoruz. Bir psikodramatist eşliğinde
katılım gösteren ailelerle sohbet havasında bir paylaşım gerçekleştiriyoruz. Belli dönemlerde ailelere yönelik seminerler düzenliyoruz. 3 ayda 1 de çocuklarıyla alakalı gelişim toplantıları düzenliyoruz. Altı aylık periyotlarda çocukları ölçeklendiriyoruz. Çocukta gelişme var mı veya bir geriye gidiş söz konusu mu diye sürekli kontrol ediyoruz. Buna göre bir rapor hazırlıyoruz ve çocuğun gelişimini takip ediyoruz.

Röportajın devamını, derginin online versiyonundan okuyabilirsiniz.

Kaynak: Medivizyon

Kaynaştırma Eğitimi Yol Haritası

Gelişimsel farklılık gösteren çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor ancak toplum olarak halen kaynaştırma eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.

Kaynaştırma eğitimi nedir?

Özel eğitime ihtiyacı olan çocukların, örgün ve yaygın eğitim kurumları içerisinde, yaşıtlarıyla birlikte aldıkları eğitime kaynaştırma eğitimi adı veriliyor. Her insanın olduğu gibi gelişimsel farklılıklar gösteren çocukların da sosyalleşmek, yaşıtlarıyla ilişki kurmak, sevilmek, değer görmek gibi ihtiyaçları var. Bu, onların en doğal hakkı olduğu kadar toplumun farkındalığının artması için de önemli bir süreç. Ancak ne yazık ki kaynaştırma eğitiminde ailelerin ve öğrencilerin karşılaştıkları sorunlar halen devam ediyor. Bu yazıyı yazmamdaki amaç kaynaştırma eğitimi konusunda okullara, ailelere yardımcı olabilecek bir kontrol listesi (check list) oluşturmak.

Bir okuldaki kaynaştırma seminer paylaşımında öğretmen arkadaşların kendilerini yalnız hissettiklerine ve bu sorumluluğu almaya çok gönüllü olmadıklarına şahit oldum. Burada önemli olan konunun ailelere ve öğretmenlere iyi anlatılması, kaynaştırmadan sadece öğretmenin sorumlu olmadığının farkına varılması. Kaynaştırma yol haritası ile check list yaparak idare, aile, öğretmen işbirliğiyle güzel ilerlemeler sağlanabilir.

Checklistte neler olmalı?

. Okul yönetimleri tarafından tüm öğretmenlere kaynaştırma eğitimi bilgi semineri verilmesi,

. Okul yönetimleri tarafından “Özel çocuk kimdir?”, “Farklılıklara neden ve nasıl kucak açmalıyız” konularında tüm öğrenci ve velilere yönelik seminerler düzenlenmesi,

. Okul yönetimlerinin “BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı) nedir, nasıl hazırlanılmalı, özel çocuğun kaynaştırma mantığı ve topluma kazanımı” seminerlerinin tüm öğretmenlere verilmesi,
. Rehber öğretmen ve aile arasında tanılama konusunda uzlaşı sağlanması, işbirliği içinde görüşmeler yapması, işbirliğinin kabullenilmesi,
. Ailenin gölge abisi, ablası var mı? Yoksa sağlanacak sınıfta bulundurulacak mı?
. Çocuğun özel eğitim alması sağlandı mı?
. Çocuğun özel eğitim merkeziyle işbirliği sağlandı mı?
. Çocuk psikiyatri konsültasyonu aldı mı, ilaç kullanımı takip ediliyor mu?
. Çocuk nöroloji konsültasyonu aldı mı?
. Çocuk beslenme metabolizma konsültasyonu aldı mı?
. Çocuğun takvim yaşı, gelişim yaşı ayrıntılı testlerle raporlandı mı?
. Çocuk için BEP kurulu ne sıklıkta işbirliği içinde?

Tüm bunların komplike bir çalışma ile rehber öğretmen ve aile işbirliğinde takip edilmesi gerekir. Bu yazıyı okuyan bazı kişiler “Tüm bunlar nasıl yapılacak?” diye düşünebilir. Ama bilinmeli ki, normal kavramı değişiyor, özel çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. Ve bu çocuklar herkesle aynı anda, aynı eğitimle ilerlemek zorundalar. Dolayısıyla kaynaştırmaya ayak diremeden, bu doğrultuda hareket eden okullar ve yöneticiler tecrübe kazanma konusunda bir adım öndeler. ÖÇED olarak biz bu konuda ücretsiz seminerler vermekteyiz. Kaynaştırma için nasıl organize olunması gerektiği konusunda desteğe ihtiyaç duyanlar konu hakkında bizimle iletişime geçebilirler.

 

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS
Algı Özel Eğitim Kurumları Direktörü

OTİZMLİ ÇOCUĞU OLAN BİR AİLEYE ASLA SÖYLEMEMENİZ GEREKEN ŞEYLER

29 Ağu 2017 Bülten

OTİZMLİ ÇOCUĞU OLAN BİR AİLEYE ASLA SÖYLEMEMENİZ GEREKEN ŞEYLER:

 

“Normal görünüyor. Otizmli oluğuna emin misiniz?”

“Çocuğunuz özürlü mü?”

“Nasıl yapıyorsun? Ben asla başa çıkamazdım.”

“Çocuğumun böyle davranmasına asla izin vermezdim.”

“Bu sen yalnızca olgunlaştıran/büyüten bir yol.”

“Çocuğunu kontrol edemiyorsan evden dışarı çıkarma.”

“Şanslısın. Daha kötü olabilirdi.”

“Çocuğunun iyi bir disipline ihtiyacı var.”

“Otizmi bahane/araç olarak kullanma.”

“Allah’ın takdiri. O yalnızca halledebilecek kişiye verir.”

“Bunu denemelisin. Birinin bu şekilde tedavi olduğunu duydum.”

“Onu evden uzak bir yere göndermelisin.”

“Tuvalet eğitimini ona şimdi vermen gerekiyor.”

“Daha iyi bir ebeveyn olmaya başlaman gerekiyor.”

“Sadece 1 hafta benimle bırakın. Ben onu düzeltirim.”

“Diğer çocuğun otizmli ise neden bir çocuk daha yaptın.”

İletişimi Engelleyen Durumlar

İletişimi Engelleyen Durumlar

Çocukların iletişim çabaları ve girişimleri, zaman zaman, çevrelerindeki kişiler tarafından çeşitli şekillerde engellenir. Bu engellemeler, çoğu kez, farkında olunmadan yapılır. Anne-baba ve öğretmenlerin bu engellemelerden kaçınma yönünde çaba gösterebilmeleri için, öncelikle, bu engellemeleri tanımaları gerekir. Aşağıda, bu engellemelerin üçü sıralanmaktadır:

  1. Çevresel engellemeler:Her şeyi ortamda hazır bulundurarak, çocuğun bir şeyler istemesine fırsat vermemek. Örneğin, sofrayı her zaman eksiksiz hazırlamak, TV’de her zaman çocuğun en çok sevdiği programları açmak vb.
  2. Beklentisel engellemeler:Çocuğu iyi tanımamak nedeniyle düşük beklentilere sahip olmak; dolayısıyla, çocuğa bir sonraki basamağı öğretmeye çalışmamak. Örneğin, birkaç sözcüğü bir araya getirebilecek düzeydeki çocuktan tek sözcüklük ifadeler beklemek.
  3. Sözel engellemeler:Aşırı liderlik üstlenerek çocuğun iletişim girişimi başlatmasına fırsat vermeksizin bütün durumlarda iletişimleri başlatmak.

İletişim Engellerini Önlemek ve İletişim Gelişimini Desteklemek İçin Öneriler

Oyun ortamlarında, sosyal ortamlarda ya da eğitim ortamlarında çocuklarla etkileşimde bulunurken belli ilkelere dikkat ederek, iletişim fırsatlarını en iyi şekilde değerlendirebiliriz.

Bunlar;

  1. Güdüleyici ortamlar hazırlamak:

İletişime zemin hazırlayacak ve heves yaratacak ortamlar seçmeye ya da oluşturmaya çalışın. Yeğlenen kişiler, oyuncaklar, araç-gereçler ve etkinlikler, ortamın güdüleyiciliğini arttırıcı öğelerdir. Ayrıca, çocuğun farklı nesne ya da etkinlik seçenekleri arasından seçim yapmasını sağlayın. Kendi seçtiği durumlarda bulunmak, çocuğun iletişimde bulunma isteğini arttırır.

  1. İletişimsel fırsatlar yaratmak:

Herhangi bir durumda çocuğun öncelikle ne isteyebileceğini kestirin ve çocuğun bu nesneye ulaşmasını bir süre engelleyin. Çocuk bu nesneyle ilgili bir iletişimsel girişimde bulunduğunda, nesneye ulaşmasını sağlayın. Örneğin, sofraya çorba kâsesini koyup kaşığı koymamayı deneyin ve çocuğun kaşıkla ilgili herhangi bir iletişim girişimi başlatmasını bekleyin. Kaşığı, böyle bir girişimden (örneğin, sesten ya da jestten) sonra verin.

  1. Gereksiz sorular sormaktan kaçınmak:

Çok soru sormak, sanıldığı gibi, dil gelişimine katkıda bulunmaz. Özellikle şu tür soruları gereksiz yere sormaktan kaçının:

– Bu ne? • Ne yapıyorsun? • Bunun adı ne?

Çocuklara, yalnızca yanıtını gerçekten merak ettiğiniz sorular sorun!

  1. Çocuğun yaptıklarıyla ilgili yorumlarda bulunmak:

Çocuğun neler yaptığını gözleyerek, bu gözlemlerle ilgili yorumlarda bulunun. Diğer bir deyişle, çocuğun içsel konuşmalarını tahmin ederek, bunları söylemeye çalışın. Örneğin:

– Galiba bebeğimizin karnı acıkmış.

(Çocuk bebeğe mama yedirmeye çalışıyor)

– Iğğn, ığğn, düt, düt.

(Çocuk arabasıyla oynuyor)

– Biraz gezinsek mi acaba? Hadi biraz dolaşalım.

(Çocuk parkta gezinmeye başladı)

  1. Beklemek ve işaret vermek:

Çocukla sohbet ederken, sıra ona geldiğinde, kendisinden karşılık beklediğinizi belirtin. Nasıl mı?

– Çocuğun gözlerinin içine bakarak

– Dudaklarınızı hafifçe aralayarak

– Kaşlarınızı kaldırarak

– Çocuğa doğru hafifçe eğilerek

Çocuk karşılık verinceye kadar duraklayın ve çocuktan hiçbir yanıt gelmeyeceğinden emin oluncaya kadar söze girmeyin. Beklemekte zorlananlar, içlerinden beşe kadar saymayı deneyebilirler. Çocuk hiç sözcük kullanmasa bile, çıkardığı sesleri ve yaptığı jestleri onun sohbete katılımı olarak kabul edin.

  1. Abartılı jest, mimik ve ses tonu kullanmak:

Konuşurken, ses tonu değişimleri, yüz ifadeleri ve vücut hareketleri de kullanın. Bunun iki yararı olabilir:

– Çocuğun, sizin söylediklerinizi anlama olasılığını arttırmak

– Çocuğun ilgisini çekmek

  1. Model olmak:

Çocuğun yanlışlarını düzeltmek yerine, ona model olmaya çalışın. Örneğin: • Tağs. • Hayır, tavşan. Söyle bakayım: Tav-şan.

Yukarıdaki örnekte, çocuğun yanlışı düzeltilmekte; bu nedenle de, karşılıklı konuşma kesintiye uğratılmaktadır. Alternatif olarak, şu şekilde model olmayı deneyebilirsiniz:

– Tağs.

– Evet, tavşan.

  1. Kısa ve anlaşılır konuşmak:

Konuşmanızı, çocuğun dil gelişimi düzeyine uygun şekilde basitleştirin. Örneğin, çocuk tek sözcük düzeyindeyse, siz de birkaç sözcüklük cümleler kurmaya çalışın. Ayrıca, biraz yavaş ve bir cümleden diğerine geçerken kısa bir ara vererek konuşmaya özen gösterin.

  1. Sohbete katılmayı ödüllendirmek:

Çocuğun sözel olan ya da olmayan tüm iletişim girişimlerini mutlaka ödüllendirin. Olası ödüller:

– Gülümsemek

– Gıdıklamak

– Sohbeti hoş bir şekilde sürdürmek

– Onaylamak: Evet, tabii ki, çok haklısın…

  1. Göz kontağı kurmak:

Çocukla iletişimde bulunurken, göz kontağı kurmaya çalışın. Ancak, bu konuda çok ısrarcı olup da çocuğu tedirgin etmekten de kaçının. Anlık göz kontaklarını bile kabul edip iletişimi sürdürerek çocuğu ödüllendirin.

  1. Etkileşimi eğlenceli hale getirmek:

Çocukla etkileşirken rahat, mutlu ve neşeli olun. Ayrıca, çocuğun ilgisini çeken sözcüklere yer vermeye özen gösterin. Konuşmak can sıkıcı ve sinirlendirici bir uğraşsa, çocuk neden bu zahmete katlansın?

Henüz Konuşmayan Çocuklarda İletişim Gelişiminin Desteklenmesi

Eğer çocuk seslerle ya da jestlerle bir şeyler iletmek amacıyla girişimde bulunmuyorsa, çalışmaya, kurmalı ya da itmeli oyuncaklarla başlayın. Sıra alarak oynanan oyunlar, dil ve iletişim gelişimine katkıda bulunur.

Örneğin:

– Sırayla arabayı birbirinize itebilirsiniz.

– Sırayla tavşancığı kurabilirsiniz.

– Sırayla birbirinize top atabilirsiniz.

Hangi oyuncakla başlayacağınıza, çocuğun ilgilerini gözleyerek karar verin. Eğer çocuk hiçbir şeyle ilgilenmiyorsa, topla başlayın ve şu şekilde oynayın:

– Çocukla aranızda küçük bir mesafe bırakarak yere karşılıklı oturun.

– Bir-iki-üüüç diye sayarak topu çocuğa yavaşça yuvarlayın.

– Çocuğun topu tutmasına yardımcı olun.

– Çocuğun ellerini topun üzerine, kendi ellerinizi de çocuğun ellerinin üzerine koyun.

– Bir-iki-üüüç diye sayarak topu kendinize yavaşça yuvarlayın.

– Bu çalışmaya her gün yer verin.

– Her bir çalışmadaki denemelerin sayısını yavaş yavaş arttırın.

– Çocuk kendiliğinden topu yuvarlar hale geldiğinde, aranızdaki mesafeyi de yavaş yavaş arttırın.

 

İyi Çalışmalar

Burcu KAYA

Okul Öncesi Öğretmeni

ABA Program Koordinatörü

EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ

EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ

Eğitim ailede başlayan bir süreçtir. Çocuklar ilk deneyimlerini aile içinde yaşar. Özellikle öğrenme güçlükleri ve davranış kısıtlılıkları olan çocuklar onlara sunulan öğrenme fırsatlarıyla deneyim kazanır ve deneyimlerini geliştirirler. Bu nedenle anne –babanın çocuğuyla kurduğu ilişkide gelişimine destekleyici bir yaklaşımda olması zorunludur. Ailenin eğitimsel sürece katılması, çocuğun eğitimde kazandığı davranışları günlük yaşama
geçirebilmesine katkıda bulunur. Aile, eğitsel yaklaşımları ne kadar bilir ve uygularsa günlük yaşamdaki her fırsatta çocuğuna o kadar yeni davranışlar kazandırma olanağına sahip olur. Yapılan bir araştırma sonucuna göre; ailelerinin eğitime katılım göstermedikleri çocuklarda başarı oranı % 8 iken, ailelerinin eğitime katılım gösterdiği çocuklarda başarı oranı %80 civarındadır.

ÇOCUĞUMUN EĞİTİMİNDE AKTİF OLARAK ROL ALMAK VE GELİŞİMİNE DAHA FAZLA KATKIDA BULUNMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİM?
Seminerlere katılın, eğitim yöntemleri ile ilgili bilgi edinin. Haftada bir (gerekiyorsa daha sık) yapılan Uygulamalı Aile Eğitimlerine mutlaka katılın. Koordinatör Aile Terapist Toplantılarında çocuğunuz ile yakın iletişimde bulunan tüm kişilerin bulunmasını sağlayın. Ev ziyareti hizmetimizden mutlaka yararlanın. Belli periyodlarla ev ziyareti talep edin. Her tür sorunuz ve ihtiyaç duyduğunuz konularda koordinatörünüzden görüşme talep edin. Çocuğunuzun biten becerilerini takip edin ve günlük yaşamınıza katmaya çalışın. Seans sonunda o günkü çalışmalar hakkında terapistinizden bilgi alın.

 

Düzenleyen
Elif SANAL ÇALIK
Psikolog
ABA Program Koordinatörü
Yardımcı Direktör

ALTERNATİF İLETİŞİM SİSTEMLERİ PECS

ALTERNATİF İLETİŞİM SİSTEMLERİ
PECS
Pecs uygulamalı davranış analizine dayalı bir alternatif iletişim sistemidir. Normal dil ve iletişim
gelişimi aşamalarına göre planlanmıştır. Öncelikle temel iletişim becerilerini kazandırmayı, daha sonra
ise belli mesajları iletmeyi öğretmeyi hedefler. Mesaj iletiminde, önce tek resimler kullanılır. Giderek
birden fazla resmin bir araya getirilmesiyle, cümleler kurulur.
PECS sistemi Amerikalı psikolog Andy Bondy ve konuşma terapisti Lori Frost tarafından
geliştirilmiştir. Bu yöntem, iletişimi bir büyüğün yönetmesi yerine çocuğun başlattığı ve lider olduğu,
çocuğa istediği bir nesneyi elde etmek için, o nesneyi resmiyle değiş tokuş etmeyi öğreten bir
yöntemdir. Konuşamayan ya da kelime hazinesi olup da düzenli ve anlaşılır şekilde iletişimde
bulunmayan her çocuğa öğretilebilir.
Amerika Birleşik Devletleri’ nin Delaware eyaletindeki Otizm Projesi, PECS sistemi ile bir seneden
fazla eğitim gören çocukların %76’ sının, bu sistemi iletişim amaçlı kullandıklarını ya da konuşmayı
kullanmayı artırdıklarını tespit etmiştir. Bu araştırmada PECS sistemi ile çocukların konuşmayı da
öğrenebildikleri, kendilerine göre kolay bir iletişim yöntemi kullandıkları için onların daha sakin ve
mutlu oldukları görülmüştür.
Araştırmalar göstermektedir ki;

—PECS kullanımı sözel iletişim olmayan çocuklarda konuşma başlamasını olumlu etkilediği gibi
konuşan çocukların konuşma kalitesi ve işlevselliğini artırmaktadır. Delaware Otistik Programı
dahilinde 1 yıl boyunca PECS kullanan çocukların %75’inde konuşma başlarken %80’inde işlevsel
konuşma başlamıştır.

—PECS kullanılan çocuklarda davranış problemlerinde azalma gözlemlenmiştir.

İŞARET DİLİ
Supervizörümüz, Nıcky Nukte ALTIKULAÇ’ın Bu Konudaki Görüş Ve Düşünceleri Aşağıdaki Gibidir;
Yapılan araştırmalara göre işaret dilinin, çocuğun ses çıkarma hızını arttırdığı sonucu ortaya çıkmıştır.
Şu an Atlanta’da 6 aylık normal gelişimi olan bebeklere büyük bir hastane içinde işaret dili kursları
verilmektedir. Hatta popülerliği Hollywood’a kadar ulaşmış durumdadır.
İşaretleri sesli kelime ile beraber kullandığınız sürece “çocuğum işaret dili kullanırsa konuşmaz”
endişesinde olmanıza gerek yok. Çünkü işaret dilini destekleyici, alternatif bir iletişim aracı olarak
kullanırken, nihai amacımız tabii ki çocuğumuzun kelimeler ile konuşmasıdır.

Düzenleyen
Burcu KAYA
Okul Öncesi Öğretmeni
ABA Program Koordinatörü

ABA Yöntemi

ABA Yöntemi

Bu yöntemde bireyin davranışları ve davranışlarıyla ilgili çevresel faktörler detaylı olarak
incelenir ve analiz edilir. Davranış değiştirme yaklaşımları arasında en sık kullanılan
yöntemdir.

Aba Yaklaşımının Güçlü Yanları;
– Kısa zamanda olumlu davranışlar kazandırma, problem davranışların azaltılması, davranış
değiştirme mümkün olmaktadır.
– Aba, somut gözlemlerden yola çıkar ve böylece bireye kazandırılmak istenen davranışın
gözlemlenip gözlemlenmemesi önemlidir.
– Uygulanan pekiştirme tarifeleriyle davranışın kalıcılığını sağlamak mümkündür.
– Öğretmenler ve diğer kişiler tarafından göreceli olarak daha rahat öğrenilir.
– Sürekli yapılan değerlendirmelerle eğitimin etkililiğinin artması sağlanır.
– Bilimsel dayanaklı bir uygulamadır.
– Farklı özellikteki bireylerle farklı ortamlarda ve farklı davranışlara yönelik olarak kullanılabilir.
– Çok çeşitli becerilerin öğretiminde kullanılabilir.
– Bireylerin bağımsız yaşam becerilerini dikkate alarak işlevsel olan becerilerin öğretimine
önem verir.
– Somut verilere dayanır (data-analiz) vs.

Eleştiriler;
– Veri toplama ve analiz sürecinin zaman alması
– Pekiştireçlerin rüşvet olarak düşünülmesi
– Bireyleri robotlaştırdığı

Ancak;

– Sistematik veri toplama ve değerlendirmeler öğretimsel kararlar almak için sağlam temeller
oluşturmaktadır.
– Yeni davranışın kazandırılması ancak pekiştireçlerin etkili bir şekilde kullanıldığında ve sistemli
olarak silikleştirildiğinde mümkün olmaktadır. Bunun dışında rüşvet hak edilmeyen ve uygun
olmayan durumlarda verilmektedir.
– Uygulamalı davranış analizine dayalı öğretim yöntemlerinde hak edilmeyen ya da uygun
olmayan yöntemler söz konusu değildir.
– Uygulamalı davranış analizine dayalı eğitimlerin bireyler üzerindeki olumlu etkileri bilimsel
araştırma sonuçlarıyla desteklenmiş olmakta ve güçlü yanları nedeniyle öğretim ve eğitim
ortamlarında sıklıkla kullanılmaktadır.

 

Düzenleyen
Burcu KAYA
Okul Öncesi Öğretmeni
ABA Program Koordinatörü

ABA’yı Algı’lamak Röportajları S.B.

14 Haz 2017 Röportaj

“ABA’yı ALGI’lamak” kapsamında çocuğuna “ABA’ dan eğitim aldıran velilerle röportajlar.

AMAÇ: ABA eğitimi almış velilerle röportaj yaparak, sistemi bilmeyen, ABA programının avantajlarını bilmeyen kişilere yol gösterici olmak.

ABA’yı Algı’lamak Röportajları – Fehime KILIÇDAĞI

26 May 2017 Röportaj

“ABA’yı ALGI’lamak” kapsamında çocuğuna “ABA’ dan eğitim aldıran velilerle röportajlar.

AMAÇ: ABA eğitimi almış velilerle röportaj yaparak, sistemi bilmeyen, ABA programının avantajlarını bilmeyen kişilere yol gösterici olmak.

 

1 2 3 4 7

Search

+

 

DUYURU

ALGI ABA TERAPİ MERKEZİNİN İSİM DEĞİŞİKLİĞİ HK;

ALGI ABA TERAPİ ve ÇOCUK GELİŞİM MERKEZİ

2007-2008 Akademik Yılında eğitim ve öğretime başlayan kurumumuz, bu sene 12. yılını geride bıraktı. 12 yıllık gelişimimiz içinde, Dünya ve ülkemiz özel eğitim tarihinden, kültüründen ve camiasından güç aldığımız kurumumuz, aynı zamanda geleceğe vizyoner bakan anlayışla da önümüzü açtı. Bu anlamda açıldığımız günden bu güne, topluma faydalı olabilmek adına çıktığımız yolda, sistemimizde devam eden tüm çocuk ve ailelerimizin yaşam kalitelerini yükselttik ve yükseltmeye de devam ediyoruz. 7 Dokunuş ismini verdiğimiz takvim yaşı ile gelişim yaşını eşitlediğimiz çocuklarımızın sayısı da gittikçe artmaktadır. Saygın, itibarlı, güvenilir bir “Algı” oluşturmaya devam ediyoruz.

Amerika Atlanta’da bulunan, 2012 yılından bu güne know-how aldığımız ALL KİDS FİRST kurumu, BHCOE– Behavior Health Center of Excellence kurumu tarafından akreditasyona layık görülmüştür. Aile ve terapist memnuniyetinde, aile eğitiminde, terapist hizmet içi eğitiminde, ABA etik kurallarında, terapist kualifikasyonunda, ABA alanında, öğrenci gelişim oranı alanlarında  %95 başarı kriterini yakaladığı için bu yetkiyi hak etmiştir. Partnerimizin bu akreditasyona layık görülmesinden dolayı gururluyuz.

ALGI GRUP bünyesinde yer alan ve AR-GE birimimiz olan ALGI ABA TERAPİ MERKEZİ; ABA Terapi beraberinde sırasıyla, dil ve konuşma terapisi, fizyoterapi, oyunla tedavi, çocuk gelişim testleri, zihin kuramı, yetişkin psikiyatrisi, beslenme ve yeme bozuklukları yaklaşımları ile çalışmalarını tüm hızıyla devam ettirmektedir. Tüm bunların ışığında bugün sizlerle uzun süredir üzerinde çalıştığımız ve yeni bir uygulama olarak kurumumuza kazandıracağımız, “oyun temelli sosyal beceri grupları” ndan da bahsetmekten gurur duyuyorum. En geç bu yıl sonuna kadar tam gün ve yarım gün programları ile karşınıza çıkmaya hazırlanıyoruz. Böylelikle bir çatı altında, özel çocuklarımız ve aileleri için gerekli tüm eğitim öğretim ortamının var olmasını sağlamış olacağız.

Bu bağlamda bizler de gördük ki, sadece ABA Terapi yapmıyoruz. Zaman içinde hizmet çeşitliliğimize kattığımız ve katacağımız başlıklardan dolayı ismimizin yanına ek getirmek kaçınılmaz gibi duruyordu. “Algı ABA Terapi ve Çocuk Gelişim Merkezi” olarak bundan böyle anılmaktan gurur duyacağımızı bildirmek isterim.

Çok güçlü bir kadro ve uyumlu bir takım çalışması ile yapılacağına inandığımız, eğitimde yüksek standartların gerçekleştirilmesi, tüm programlarımızın buna hizmet etmesi en büyük dileğimizdir.

Sevgilerimle,

Selim Parlak

Kurucu / Direktör

Algı ABA Terapi ve Çocuk  Gelişim Merkezi