fbpx

Çocuğum Hala Püre Yiyor

Çocuğunuz çiğnemeyi bilmiyor, yutma bozuklukları yaşıyor diye yemeklerini sürekli blender ile püre haline mi getiriyorsunuz?

Bebekler doğduklarında anne sütü ile beslenirken her doktorun yaklaşımına göre değişmekle birlikte aşamalı olarak püre gıdalara geçerler. Anne olanlar hatırlayacaktır, o ilk birkaç kaşık püreyi bebeğimiz ilk deneyiminde hiç de öyle çok kolay almamıştır. O ana kadar memeye yada biberona alışık olan bebeğimiz püre kıvamındaki yiyecekle ne yapacağını bilememekle birlikte dili, boğazı, yutağı da ne yapacağını bilememektedir. Hatta refleks olarak birkaç kere öğürerek dışarı atmaya bile çalışmıştır. Ama birkaç denemeden sonra bebeğimiz öğürmeyi bırakmıştır ama dili hala emme hareketini yapmaya devam etmektedir. Çünkü doğduğundan beri bildiği tek hareket budur. Zaman içinde bir bakarsınız ki dil de püreyi ağzında nasıl döndüreceğini öğrenir. Tam bu öğrenme süreci bittiğinde taneli yiyecekleri tanıtma süreci başlar. Bir önceki süreçten daha kolay olmasına karşın yine de aynı öğürme, dili kontrol edemeyip yutma yerine yiyeceği ağızdan düşürme süreci yaşanır. Bu süreçten sonra çocuğumuzun bir bisküviyi ısırarak koparmasını isteriz. Sonra köfte, et gibi çiğnenerek yiyebileceği gıdalara geçeriz. Ve genellikle de 18-24 arasında bu süreçlerin hepsinin tamamlanmış olması gerekir. Her çocuk çeşitli sebeplerden dolayı (tactile hassasiyeti, yutma problemi, davranış problemi vs) bu aşamalardan kolay geçemez. Hatta bazen belli bir aşamada takılır kalır ve o aşamada kaldığı zaman uzadıkça ağzın, dilin, yutağın hassasiyeti arttığından her denemeye karşı daha dirençli olur. Haklı olarak biz anneler de üzerine varmaya çekiniriz. Çünkü kuş kadar yediği şeyi de kusacağı için korkarız yada öğürürken boğulacakmış gibi olmasına dayanamayız. Hatta biraz endişemizi dışarı rahatlıkla vuran bir anne isek çocuğumuz bizi görüp daha korkup ağlamaya başlar. O ağlamaya başlayınca zaten biz ömür boyu püre yemesine razı olmuşuzdur bile. Peki çocuğumuz ömür boyu püre yese ne olur? Benim aklıma gelen birkaç dezavantajı şöyle sıralayabilirim:

  1. Sadece püre yediğinden karşısına çıkacak diğer yiyecekleri tatma imkanı olmayacağı için aslında hayattaki seçenekleri bir şekilde limitlenmiş olacak,
  2. Sadece püre yediği için diğer yaşıtlarıyla sosyal bir ortamda bulunma imkanları limitlenecek,
  3. Biz onu diğer yaşıtlarıyla kaynaştırmaya çalışırken kendi püre yemeğini yanında götürdüğü için yemekli ortamlarda kendi yaşıtlarından farklı durmasına sebebiyet verecek,
  4. Bir gün kendi isteğiyle, yeni yiyecekler denemek istese bile artık vücudu bunu kaldıramayacak kadar hassas ve yetersiz olacak…

Tüm bu sebeplerle ben derim ki “Çok geç olmadan planlı ve programlı olmak kaydı ile çocuğumuzu püreden bir sonraki aşama olan çiğnenerek yiyecek gıdalara geçirmek için el birliği ile çalışalım, ‘İleride düzelir’ demeyelim.”
Bize gelen yeme problemli çocuklar için ilk istediğimiz bir yutma testinin (swallowing test) yapılması. Çünkü çocuğa zarar vermemek için, yeme terapisine (feeding therapy) başlamadan önce çocuğun fiziksel olarak yutma probleminin olmadığına emin olmamız gerekiyor.
Diyelim ki çocuğun herhangi bir yutma problemi yok. İkinci aşama çocuğumuzun çene kaslarının yeterince güçlü olup olmadığına emin olmak. Çünkü çiğneme hareketi biz farkında olmasak da oldukça güç gerektiren bir eylem. Devamlı püre yiyen bir çocuk bu kaslarını kullanmadığı için zaten başlangıçta da zayıf olma ihtimali olan kaslarının daha da güçsüzleşmesi kaçınılmaz.Çene kaslarını kuvvetlendirici alıştırmalar yaparken, dilin de belli bir kıvraklığa gelmesi için çalışmayı unutmamalıyız. Çünkü sadece püre yiyen dil de tembelleşmiştir. Puding yerken hangimiz puding lokmasını ağzımızda oradan oraya gezdiriyoruz. Oysa katı bir lokmayı devamlı dilimizle dişlerimizin arasına getirip öğütmeye çalışıyoruz. Tüm bu ön şartlar yeterli düzeye geldiğinde değişik doku, kıvamda ve boyuttaki gerçek yiyeceklerle terapiye devam ediyoruz. Tabii ki tüm bu çalışmaları küçük basamaklara bölerek, bol bol motivasyonu arttırıcı pekiştirecler kullanarak yapıyoruz.

 

Kaynak: ÖÇED E-Dergi

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Search

+