fbpx

TATİLİ DOĞRU YÖNETİN

Yaz tatili geldi. Özel gereksinimli çocuk aileleri olarak tatilde dikkat etmeniz gereken noktaları, tatili nasıl keyifli ve verimli geçirebileceğinizi yazımızda bulabilirsiniz.

Çocuklarımızın uyku, yemek gibi temel fiziksel ihtiyaçlarını oldukları rutinde tutmak önceliğimiz olmalı. Uyku düzeni çocuğunuzun odaklanma seviyesini, bilişsel becerilerini, fiziksel performansını ve duygu durumunu etkileyeceği için bu konuda hassas davranılması gerekir.

Bir diğer fiziksel ihtiyaç olan beslenmede de rutin dışına çıkmak, bizi hem tatil zamanında hem de tatil bittiğinde zorlayacaktır. Özellikle ders zamanlarında pekiştireç olan besinlerin tüketimi tatilde kontrol altında tutulmalıdır. Çocuğa pekiştireç olan besinler, onunla çalışmalar yaptığınız zamanlarda çocuk beklenen performansı sergilediğinde, bunu pekiştirmek amaçlı sunulmalıdır. Aksi bir tutum sergilemek, bu besinler verildiğinde, tatil dönüşü adaptasyon zorluğu yaşamasına sebep olacaktır.

Dozunda serbest zaman

Çocuğunuzla ev içinde olduğunuz zamanlarda ona oyuncaklarıyla serbest zaman tanıyabilirsiniz. Fakat bu zamanın boşa harcanmadığından emin olun. Serbest zaman için ayrılacak en elverişli süreyi çocuğunuzun özel durumuna ve ihtiyaçlarına göre sizin saptamanız en doğrusu olacaktır.  Bu zamanı da belirli bir sınır içinde tutmak gerekir. Serbest zamanın çocuğunuzu, içinde olması uygun olan ajandanın dışına çıkarmamasına dikkat edin. İlgisini çeken oyuncak/ materyal ve küçük yönlendirmelerle sunulan serbest zaman çocuğunuzun keyifli zaman geçirmesine ve keşifler yapmasına imkan sağlayabilir. Ama bu zamanları çocuğunuza gereğinden fazla sunarsanız tatil dönüşündeki tempoya uyum sağlayamamasına sebep olabilirsiniz.

Hareketli aktiviteler sunun

Tatil zamanını mümkün olduğunca dışarıda yapılan aktivitelerle beslemek ya da iç mekanda da çocuğunuza fiziksel aktivite yaptırmak, gün sonunda rahat bir uykuya da sebep olur. Pikniğe gitmek, çimlere basmak/ yuvarlanmak, doğada minik yürüyüşler, suyla temas gibi deneyimler çocuğunuzun birçok uyaranla tanışması için fırsat olabilir. Top oynamak, bir şeyin üzerinde dengede durmak gibi çocuğunuzun durum ve ihtiyaçlarına göre düzenlenebilecek beceriler, oyun şeklinde sunulabilir ve onun hem fiziksel olarak güçlenmesine hem de sosyal anlamda desteklenmesine yol açar. Aktivitenin ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini çocuğunuza başlamadan söylemeniz, keyifli etkinlik sonrası değişime onu hazırlar. Suyu sevenler için su oyunları, hayvanlara ilgi duyan çocuklar için bir hayvanla tanışma\temas gibi deneyimler gerçekleştirilebilir.  Birlikte bahçe işleri, toprakla temas etme, çiçek sulama/izleme gibi etkinlikler gerçekleştirmek çocuğunuzla aranizdaki bağı kuvvetlendirecektir.

Kardeşle yakınlaşma

Tatiller, özel gereksinimli çocuklarımızın normal gelişen kardeşleriyle de beraber vakit geçirmesi için büyük fırsattır. Normal gelişen çocuğunuza kardeşinin durumuyla ilgili bilgilendirme yapmak, durumu anlayıp kabullenmesine yardımcı olur. Onun anlayabileceği bir seviyede kardeşinin durumunu onunla paylaşmanız, zamanı geldikçe konuyu daha detaylandırmanız çocuğunuzun bu durum hakkında geliştirebileceği yoğun duyguları hafifletir. Beraber aktiviteler yapmak, özel gereksinimli çocuğunuzun eğitimine, ödevine diğer kardeşi dahil etmek, bakımı konusunda desteğini almak ve onu motive etmek, normal gelişen çocuğunuzu da sosyal anlamda destekleyecektir. Tatil, normal gelişen çocuğunuza özel zamanlar yaratmak ve kardeşler arasındaki ilgi dağılımını eşitlemeye çalışmak, ayrıca gereksinimleri saptamak için iyi bir zamandır.

Psikolog / ABA Terapisti

Asena ATAÇ

 

Kaynak: ÖÇED E-Dergi

Otizmde Bilimsel Dayanaklı Uygulamalar -Hayata Dair

Algı ABA Terapi Merkezi olarak Tekin Toklucu’nun moderatörlüğünü yaptığı ve Bengü Türk TV kanalında yayınlanan “Hayata Dair” Programı’na konuk olduk. Programa uzman olarak Algı Grup Direktörü Selim Parlak ve ABA Program Koordinatörü Burcu-Duru Kaya katıldı. “Otizmde Bilimsel Dayanaklı Uygulamalar” konusunun masaya yatırıldığı programda, bunun mümkün olduğu anlatıldı. Bengü Türk Tv’de yayınlanan program 14 Temmuz Pazar günü sabah saat 11.00’da yayınlandı.

Afyon Gün FM 99.9 Canlı Yayın

Özel Eğitimde İyi Örnekler Buluşması “7dokunuş” sunumu için bugün Afyonkarahisar ilinde bulunan Algı Grup Yöneticileri Selim Parlak ile Parin Yakupyan, ABA Program Koordinatör Yardımcısı Merve Şen ve Akarçay Afyonkarahisar Özel Eğitim Kurumu Kurucusu Nalan Kaplan Gün FM’de canlı yayında konuk oldular.

Otizm Tedavi Protokolleri – Hayata Dair

Algı ABA Terapi Merkezi olarak Tekin Toklucu’nun moderatörlüğünü yaptığı ve Bengü Türk TV kanalında yayınlanan “Hayata Dair” Programı’na konuk olduk. Programa uzman olarak Algı Grup Direktörü Selim Parlak ve ABA Program Koordinatörü’ Burcu Kaya katıldı. “Otizmin belirtileri nelerdir, Otizmin tedavi yöntemleri nasıl uygulanmalıdır, Otizm Tedavi Protokolleri nelerdir” konusunun masaya yatırıldığı programda, bunun mümkün olduğu anlatıldı. Bengü Türk Tv’de yayınlanan program 06 Temmuz Pazar günü sabah saat 11.00’da yayınlandı.

Erken Teşhis ve Yoğun Eğitim ile Otizmde Başarı – Sağlık Raporu

Algı ABA Terapi Merkezi olarak Ayşenur Asuman Uğur’un moderatörlüğünü yaptığı ve Tvnet kanalında yayınlanan “Sağlık Raporu”na konuk olduk. Programa uzman olarak Algı Grup Direktörü Selim Parlak ve Özel Eğitim Öğretmeni Hazal Önder’in yanı sıra özel gereksinimli çocuk sahibi Uğur Şahin katıldı. “Otizm Tedavisinde Kesin Başarı Mümkün mü?” konusunun masaya yatırıldığı programda, bunun mümkün olduğu, Algı ABA Terapi’nin projesi olan “7 Dokunuş: Otizmde Bir Vaka Sunumu” ile anlatıldı. Programda, Algı ABA Terapi tarafından mezun edilen özel gereksinimli bir çocuğun eğitim sürecine ait videolar eşliğinde nasıl ilerleme kaydettiği görülüyor. Bu projeye göre, otizm tanılı çocukların sürekli ve yoğun bir eğitim alarak ve farklı alanlardan profesyonellerin desteğiyle takvim yaşlarıyla gelişim yaşları eşitleniyor. Tvnet’teki program 21 Nisan Pazar günü sabah saat 09.00’da yayınlandı.

Eğitim Merkezi Yönetimi

Eğitim Merkezi Yönetimi

Bazen diyorlar ki, “Çok ticarisiniz…” Bu yazımda eğitim merkezi açma ve bunu başarıyla sürdürebilme döneminde yaşanabileceklerden bahsetmek istiyorum. Bu öyle kolay olsaydı, her kurum açan en az 10-15 yıl devam ettirebilirdi diye düşünüyorum.

“Uzaktan davulun sesi hoş gelir” diye bir söz vardır. Bizim mesleğimizde de durum biraz böyle. Eğitim kurumu demek marka demek, kurumsallık demek, patent demek, markanı bir başkası kullanmasın diye para yatırımı yapmak demek. Sonra senin markanı buna rağmen kullananlara karşı uyarmak, gerekirse hukuki süreçlere girmek demek…

Eğitim kurumu demek fatura demek, muhasebe demek, vergi demek, girdi-çıktı demek, muhasebeci, mali müşavir demek…
Eğitim kurumu demek, personel demek, güvenmek demek, yetiştirmek demek, zaman ayırmak demek…

Nereden bilirsin ki yetiştirdiğin personel seni yüz üstü bırakmayacak… Tüm bunlar maddi gücü olduğu kadar insan sarrafı olmak zorunluluğunu da getiriyor.
Eğitim kurumu demek, veli demek, çocuk demek… İyi niyetle hareket etmek demek. Manevi bir hissiyat ve iyi duygular demek.

Bunların yanında yeri geliyor paranı tahsil etmekte zorlanıyorsun. Hatta aradan aylar, yıllar geçiyor, arıyor, ulaşamıyorsun. Ondan alamadığın ödeme, senin diğer ödemelerini aksatıyor…

Eğitim kurumu demek karşında çalıştığın firmanın naylon fatura kullanıp kullanmadığını müneccimlik ile bilmek demek. Bilmezsen vergi dairesi sana öğretir demek.

Eğitim kurumu demek eğitime para ayırmak demek. Nereye gideceği belli olmayan, hayat amacını oturtamamışlar ile karşılaşırsan sürekli personel sirkülasyonun olur demek. O zaman yenisini bulman gerekir ve onu yetiştirmek için de ekstradan personel maaşını senin ödemen gerekir. Dolayısıyla bu da zaman kaybı, para kaybı demek.

Ama bunlar hizmet alanın bilmediği, görmediği, duymadığı, bizim de onlara yansıtmamak için var gücümüzle çalıştığımız konular…

Eğitim kurumu demek, kaliteli eğitim demek. Sistem demek. Zamanı yönetmek demek. Öncelikleri belirleyip doğru planlamayı yapabilmek demek. Bunları yaparken maddiyatın tuzağına kapılmamak için çaba sarf ederken, kaygı seviyesi yüksek ailelere hizmetin en iyisini sunabilmek için yaptığımız çalışmaları biraz anlatmak, iç dökmek istedim. Değerlendirme ve eleştirilere her zaman açığız yeter ki iyi niyetli davranalım ve empati kurmayı unutmayalım.
Sistemli hareket etmenin başarıdaki payı yadsınamaz, bu bir çocuğun eğitimi için olduğu kadar kurumların başarı tablosu için de gereklidir.
Anlatmak istediklerime aslında satırlar ve sayfalar yetmez. Bu yüzden yazıma burada son veriyorum.

Yazı: Selim PARLAK / Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

Çocuğum Hala Püre Yiyor

Çocuğunuz çiğnemeyi bilmiyor, yutma bozuklukları yaşıyor diye yemeklerini sürekli blender ile püre haline mi getiriyorsunuz?

Bebekler doğduklarında anne sütü ile beslenirken her doktorun yaklaşımına göre değişmekle birlikte aşamalı olarak püre gıdalara geçerler. Anne olanlar hatırlayacaktır, o ilk birkaç kaşık püreyi bebeğimiz ilk deneyiminde hiç de öyle çok kolay almamıştır. O ana kadar memeye yada biberona alışık olan bebeğimiz püre kıvamındaki yiyecekle ne yapacağını bilememekle birlikte dili, boğazı, yutağı da ne yapacağını bilememektedir. Hatta refleks olarak birkaç kere öğürerek dışarı atmaya bile çalışmıştır. Ama birkaç denemeden sonra bebeğimiz öğürmeyi bırakmıştır ama dili hala emme hareketini yapmaya devam etmektedir. Çünkü doğduğundan beri bildiği tek hareket budur. Zaman içinde bir bakarsınız ki dil de püreyi ağzında nasıl döndüreceğini öğrenir. Tam bu öğrenme süreci bittiğinde taneli yiyecekleri tanıtma süreci başlar. Bir önceki süreçten daha kolay olmasına karşın yine de aynı öğürme, dili kontrol edemeyip yutma yerine yiyeceği ağızdan düşürme süreci yaşanır. Bu süreçten sonra çocuğumuzun bir bisküviyi ısırarak koparmasını isteriz. Sonra köfte, et gibi çiğnenerek yiyebileceği gıdalara geçeriz. Ve genellikle de 18-24 arasında bu süreçlerin hepsinin tamamlanmış olması gerekir. Her çocuk çeşitli sebeplerden dolayı (tactile hassasiyeti, yutma problemi, davranış problemi vs) bu aşamalardan kolay geçemez. Hatta bazen belli bir aşamada takılır kalır ve o aşamada kaldığı zaman uzadıkça ağzın, dilin, yutağın hassasiyeti arttığından her denemeye karşı daha dirençli olur. Haklı olarak biz anneler de üzerine varmaya çekiniriz. Çünkü kuş kadar yediği şeyi de kusacağı için korkarız yada öğürürken boğulacakmış gibi olmasına dayanamayız. Hatta biraz endişemizi dışarı rahatlıkla vuran bir anne isek çocuğumuz bizi görüp daha korkup ağlamaya başlar. O ağlamaya başlayınca zaten biz ömür boyu püre yemesine razı olmuşuzdur bile. Peki çocuğumuz ömür boyu püre yese ne olur? Benim aklıma gelen birkaç dezavantajı şöyle sıralayabilirim:

  1. Sadece püre yediğinden karşısına çıkacak diğer yiyecekleri tatma imkanı olmayacağı için aslında hayattaki seçenekleri bir şekilde limitlenmiş olacak,
  2. Sadece püre yediği için diğer yaşıtlarıyla sosyal bir ortamda bulunma imkanları limitlenecek,
  3. Biz onu diğer yaşıtlarıyla kaynaştırmaya çalışırken kendi püre yemeğini yanında götürdüğü için yemekli ortamlarda kendi yaşıtlarından farklı durmasına sebebiyet verecek,
  4. Bir gün kendi isteğiyle, yeni yiyecekler denemek istese bile artık vücudu bunu kaldıramayacak kadar hassas ve yetersiz olacak…

Tüm bu sebeplerle ben derim ki “Çok geç olmadan planlı ve programlı olmak kaydı ile çocuğumuzu püreden bir sonraki aşama olan çiğnenerek yiyecek gıdalara geçirmek için el birliği ile çalışalım, ‘İleride düzelir’ demeyelim.”
Bize gelen yeme problemli çocuklar için ilk istediğimiz bir yutma testinin (swallowing test) yapılması. Çünkü çocuğa zarar vermemek için, yeme terapisine (feeding therapy) başlamadan önce çocuğun fiziksel olarak yutma probleminin olmadığına emin olmamız gerekiyor.
Diyelim ki çocuğun herhangi bir yutma problemi yok. İkinci aşama çocuğumuzun çene kaslarının yeterince güçlü olup olmadığına emin olmak. Çünkü çiğneme hareketi biz farkında olmasak da oldukça güç gerektiren bir eylem. Devamlı püre yiyen bir çocuk bu kaslarını kullanmadığı için zaten başlangıçta da zayıf olma ihtimali olan kaslarının daha da güçsüzleşmesi kaçınılmaz.Çene kaslarını kuvvetlendirici alıştırmalar yaparken, dilin de belli bir kıvraklığa gelmesi için çalışmayı unutmamalıyız. Çünkü sadece püre yiyen dil de tembelleşmiştir. Puding yerken hangimiz puding lokmasını ağzımızda oradan oraya gezdiriyoruz. Oysa katı bir lokmayı devamlı dilimizle dişlerimizin arasına getirip öğütmeye çalışıyoruz. Tüm bu ön şartlar yeterli düzeye geldiğinde değişik doku, kıvamda ve boyuttaki gerçek yiyeceklerle terapiye devam ediyoruz. Tabii ki tüm bu çalışmaları küçük basamaklara bölerek, bol bol motivasyonu arttırıcı pekiştirecler kullanarak yapıyoruz.

 

Kaynak: ÖÇED E-Dergi

Yeni Bir Otizm Terapisi Öncesi Ailelerin Yanıt Bulması Gereken Sorular

Beklentiniz ne olursa olsun çocuğunuz için doğru terapi türünü seçmek kolay bir iş değildir.

Söz konusu otizmli çocuklar olduğunda, davranışsal belirtileri geliştirmeyi amaçlayan birçok program mevcuttur. Bazıları otizme sebep olan temel problemleri bile “düzeltmeyi” vaad eder. Her çocuk en etkili terapilere bile cevap vermeyebilir ve bazı çocuklara da az popüler tedavilerin iyi geldiği görülmektedir. Ebeveynler mümkün olduğunca en çok önerilen terapiyi bulmalıdır, çünkü her terapi kabul edilen bilimsel gerçeklerle temellendirilmez ve her yeterli programda, eğitimli öğretmenleri ve terapistleri işe almaz. Bir ebeveynin araştırması terapinin çocuk üzerindeki etkilerini araştırmayla sınırlandırılmamalıdır. Aynı zamanda çocuğun ailesi ve kardeşlerine etkisi de araştırılmalıdır.

Amerika Otizm Topluluğu ve Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü, bir ebeveynin, yeni bir otizm terapisi hakkında sorması gereken sorulardan başlıklar üretmiştir. Aşağıdaki sorular bu başlıklardan temel alınmıştır.

– Tedavi çocuğa zarar verecek mi? Bu tedaviden zarar gören herhangi bir çocuk var mı?

– Tedavinin başarısızlığı çocuğumu ve ailemi nasıl etkileyecek?

– Tedavinin bilimsel geçerliliği var mı? Araştırmam için bilimsel eser sağlayabilir misiniz?

– Çocuğumun süreci nasıl değerlendirilecek? Çocuğumun davranışları sıkı bir şekilde gözlemlenip kaydedilecek mi? Belirlenmiş değerlendirme kriterleri var mı? Bilimsel geçerlilikleri var mı?

– Terapinin amaçları çocuğum için anlamlı mı? Örneğin, kendine uyarıcı davranışları yüzde 10 oranında azaltmayı amaçlayan bir terapi katılmaya değer olmayabilir.

– Bu tedavi çocuğumun mevcut programıyla nasıl birleştirilecek? Çocuğun diğer ilgi ve amaçları ile bütünsel (holistik) yaklaşımı var mı? Bir ebeveyn işlevsel müfredat, mesleki yaşam ve sosyal becerileri yok sayan bir tedaviye körü körüne bağlanmamalıdır.

– Bu program diğer çocuklar için ne kadar başarılı olmuştur?

– Ne kadar çocuk normal okullardan gitmiştir ve bu çocuklar neler sergilemişlerdir?

– Personellerin nitelikleri nelerdir? Kaç personel çocuğumla çalışabilir? Personellerin otizmli yetişkin ve çocuklarla çalışma tecrübesi ve eğitimi var mı?

– Organize edilen ve planlanan aktiviteler nelerdir? Bunları kim planlamıştır?

– Öngörülebilir günlük işler ve rutinler var mıdır?

– Çocuğumla kaç kişi ilgilenecek?

– Çocuğuma verilen görevler ve ödüller kişisel olarak motive edici olacak mı? Ödüller nelerdir? Ödül sistemi evde de uygulanacak mı? Program beni terapiye evde devam etmem için hazırlayacak mı?

– Terapi ortamı en az dikkat dağıtıcı düzeyde mi tasarlandı?

– Bu terapinin zaman ve mali tutar açısından taahhüttü nedir?

– Bu terapi nerede yapılacak? Bu terapiyi yapabilmek için ruhsat ya da sertifikalı bir mekan gerekli mi

Profesyonel ve tanınmış bir terapist yada terapist programı bu soruları kolayca ve açıkça cevaplamalıdır. Sizin memnuniyetinizi cevaplamayacak bir başarısızlık sizi durdurmalı ve çocuğunuza gereken tedaviye izin vermeden önce sizi daha fazla araştırma için harekete geçirmelidir.

Kaynakça:

100 Soruda Otizm – Aileler ve Uzmanlar İçin El Kitabı (Campion Quinn)
Bebeklikten Erişkinliğe Otizm Aileler için Kılavuz (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)
Otizm Spektrum Bozuklukları Tanı ve Takip (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS

Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

Ödül mü, Pekiştireç mi?

Bazı katıldığım seminerlerde ailelerin “Hep ödül hep ödül diyorsunuz. Biz hayatta her şeyi ödül için yapıyoruz sanki?” sorularıyla karşılaşıyorum…

Bu soruyu kendi kendime çok düşündüm ve aslında bu tepkinin tamamen kavram karmaşasından ortaya çıktığına karar verdim. 15 senedir yurtdışında yaşıyor olmamdan ve ABA eğitimini İngilizce almış olmamdan dolayı bazen Türkçe’nin ana lisanım olmasına karşın Türkçeleştirdiğim bazı kavramlar kulağıma doğru gelmiyor, hatta karşımdaki kişinin yüzünde gülümseme bile oluşturabiliyorum. Ödül ve pekiştireç de sanırım bu tarz kavramlardan biri. “Reinforcer”‘in Türkçe karşılığı tam olarak “pekiştireç” kelimesine denk geliyor. Anlamı ise herhangi bir davranışı pekiştirmek, güçlendirmek, motive etmek için sunulan herhangi bir şey. Ödülün İngilizce karşılığı ise “Prize” kelimesine denk geliyor ve anlamı girilen bir yarışmayı kazanmak sonucunda alınan bir hediye/madalya, vs… Günlük halk dilinde her ne kadar pekiştireç ve ödül aynı anlamda kullanılıyor olsa da anlam olarak birbirinden tamamen farklı iki kelime/kavram aslında.
Böyle olunca da, seminerlerde o soruyu soran aileler ve onlar gibi düşünen yüzlerce ailenin tepkisi daha bir anlam kazanıyor benim için. Tabii ki biz günlük hayatta hep ödül almıyoruz. Hatta bazılarımız hiç almıyor. Çünkü ödül almak için bir yarışmaya girmemiz ve yarışmayı kazanmamız gerekir. Örneğin benim hiç ödülüm yok. Ödülün aksine, günlük hayattta hepimiz pekiştireçle yaşıyor, pekiştireç için yaşıyoruz. İşe gidiyoruz para (pekşitireç) kazanmak için, misafirlerimize en güzel yemeklerimizi pişiriyoruz iltifat (pekiştireç) almak için, hep koyu renk
giyiniyoruz bizi zayıf gösterdiğini söyledikleri (pekiştireç) için, fakirlere yardım ediyoruz kendimizi iyi hissettiğimiz (pekiştireç) için, bazı arkadaşlarımızla olmayı diğerlerine göre daha çok tercih ediyoruz bizi güldürdükleri (pekiştireç) için, birçok seçeneğin arasından öncelikle “o” kişi ile birlikte olmak / evlenmek istiyoruz yanında mutlu/güvenli hissettiğimiz (pekiştireç) için… Bu demektir ki, aslında farkında olmasak da hiçbirimiz pekiştireçsiz yaşayamıyoruz ve hayatımız sayısız pekiştireçler üzerine kurulu, öyle değil mi? Belki pekiştireç ve ödül arasındaki anlam ayrılığını iyi yapıp doğru yerlerde kullanmaya özen gösterirsek pekiştireçlere karşı olan negatif önyargıyı da ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

 

Kaynak: ÖÇED

Problem Davranışlarla Başa Çıkma Yollarında ABA Yaklaşımının Kullanılması

ABA (Applied Behavioral Analysis), ısırma, yeme problemleri, öfke nöbetleri gibi problem davranışlarla basa çıkmada oldukça başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

Çocuğun, sosyal çevresine uyumunu zorlaştıran, kendisine ve çevresindekilere zarar veren, öğrenmesini olumsuz yönde etkileyen, öğrenme sürecini zorlaştıran, gerçek performansını göstermesini engelleyen davranışlarını “problem davranış” ya da “olumsuz davranışlar” olarak tanımlayabiliriz. Çocuklarımız çevresindekiler ile iletişim kurmak, sosyal ilgi/dikkat çekmek, duyusal uyarı elde etmek ve istemedikleri ortamdan kaçmak gibi sebeplerle problem davranışta bulunurlar. Okul öncesi dönemde en çok görülen, problem davranış örneklerini; ısırma, öfke nöbetleri, yemek yeme problemleri, uyku zamanı yaşanan zorluklar/direnme, paylaşmamak olarak verebiliriz. Aslında yetişkinler olarak hepimiz zaman zaman olumsuz duygular yaşarız. Fakat bu olumsuz duygularımızı çevre tarafından kabul edilebilir bir görüntüde sergileme becerisine sahibiz. Fakat çocuklarımız henüz bu kontrolü tam olarak sağlayamadıklarından bazen bu olumsuz duygularını bizim problem davranış olarak nitelendirdiğimiz şekilde ifade ediyorlar.

ABA (Applied Behavioral Analysis), problem davranışlarla basa çıkmada oldukça başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. ABA genel olarak davranış bilimi prensiplerini günlük hayatta, günlük ortamlarda uygulayarak bireyin yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bir bilim dalıdır. Davranışı etkileyen değişkenleri kontrol altında tutarak ya da değiştirerek, davranışı da değiştirebileceğimizi savunur. Her davranışın bir işlevi olduğunu göz önünde bulundurursak, her davranış ya öncesindeki bir olaydan tetiklenir yada sonrasındaki bir olay tarafından pekiştirilir. Dolayısıyla, problem davranışın işlevini bulmadan, davranışı değiştirmemiz pek mümkün olamamaktadır. ABA yaklaşımını kullanarak problem davranışları değiştirme yönteminde, ilk yapmamız gereken değiştirmeyi hedeflediğimiz davranışı gözlemlemektir. Bu, bize davranışı tetikleyen yada pekiştiren olay hakkında yani davranışın işlevi hakkında objektif bir hipotez geliştirmemize yardımcı olur. Davranışın işlevini bulduktan sonra çocuğa aynı işlevi verecek alternatif bir davranış öğretilip bu davranış pekiştirilir. Bu süreç içinde gözlenen problem davranışlar göz ardı edilir. Çünkü pekiştirilmeyen davranış yok olmaya mahkumdur. Bu süreç sonunda çocuğunuz çevre tarafından daha kabul edilebilir, olumlu alternatif davranışı öğrenmiş, artık pekiştirilmeyen problem davranışı ise unutmuş olacaktır. Bu yaklaşıma bir örnek vermek gerekirse, sınıfta oyuncağını elinden almak isteyen arkadaşını ısıran bir çocuğu ele alalım. Bu davranışı gözlemlediğimizde çocuğumuzun yanına gelen ve elinden oyuncağını almak isteyen her arkadaşını ısırdığını görüyoruz. Böylece hiçbir arkadaşı elinden oyuncağını alamıyor. Dolayısıyla davranış, oyuncağını kimseyle paylaşmamak olarak pekişiyor. Bu durumda yapılacak olan çocuğa “ısırmak” yerine arkadaşına “bu benim”, “benim sıram”, “paylaşmak istemiyorum” gibi, yine ısırmakla aynı işlevi görecek alternatif bir davranış öğretilir. Her fırsatta çocuğun alternatif davranışta bulunması sağlanır ve bu davranış olumlu ifadelerle pekiştirilir.
Bu süreç içinde çocuk problem davranışta bulunduğunda bu davranışa yorum yapmadan ondan beklenen alternatif davranışta bulunması sağlanır ve bu davranış pekiştirilir. Zaman içinde çocuk yeni alternatif davranışı öğrenmiş, problem davranışı unutmuş olacaktır. Bu müdahale programı uygulanırken aynı zamanda çocuğun paylaşma becerisini geliştirmek için de çalışmalar yapılır.

Bu problem davranışı değiştirme süreci içinde göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, artık pekiştirilmeyen problem davranış sönmeye başlamadan önce daha kötüleşip sonra sönmeye başlayacak olmasıdır. Ailenin ve eğitimcinin bu konuda hazırlıklı olup, istemeden problem davranışı pekiştirmemesi çok önemlidir.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

1 2 3 7

Search

+

 

DUYURU

ALGI ABA TERAPİ MERKEZİNİN İSİM DEĞİŞİKLİĞİ HK;

ALGI ABA TERAPİ ve ÇOCUK GELİŞİM MERKEZİ

2007-2008 Akademik Yılında eğitim ve öğretime başlayan kurumumuz, bu sene 12. yılını geride bıraktı. 12 yıllık gelişimimiz içinde, Dünya ve ülkemiz özel eğitim tarihinden, kültüründen ve camiasından güç aldığımız kurumumuz, aynı zamanda geleceğe vizyoner bakan anlayışla da önümüzü açtı. Bu anlamda açıldığımız günden bu güne, topluma faydalı olabilmek adına çıktığımız yolda, sistemimizde devam eden tüm çocuk ve ailelerimizin yaşam kalitelerini yükselttik ve yükseltmeye de devam ediyoruz. 7 Dokunuş ismini verdiğimiz takvim yaşı ile gelişim yaşını eşitlediğimiz çocuklarımızın sayısı da gittikçe artmaktadır. Saygın, itibarlı, güvenilir bir “Algı” oluşturmaya devam ediyoruz.

Amerika Atlanta’da bulunan, 2012 yılından bu güne know-how aldığımız ALL KİDS FİRST kurumu, BHCOE– Behavior Health Center of Excellence kurumu tarafından akreditasyona layık görülmüştür. Aile ve terapist memnuniyetinde, aile eğitiminde, terapist hizmet içi eğitiminde, ABA etik kurallarında, terapist kualifikasyonunda, ABA alanında, öğrenci gelişim oranı alanlarında  %95 başarı kriterini yakaladığı için bu yetkiyi hak etmiştir. Partnerimizin bu akreditasyona layık görülmesinden dolayı gururluyuz.

ALGI GRUP bünyesinde yer alan ve AR-GE birimimiz olan ALGI ABA TERAPİ MERKEZİ; ABA Terapi beraberinde sırasıyla, dil ve konuşma terapisi, fizyoterapi, oyunla tedavi, çocuk gelişim testleri, zihin kuramı, yetişkin psikiyatrisi, beslenme ve yeme bozuklukları yaklaşımları ile çalışmalarını tüm hızıyla devam ettirmektedir. Tüm bunların ışığında bugün sizlerle uzun süredir üzerinde çalıştığımız ve yeni bir uygulama olarak kurumumuza kazandıracağımız, “oyun temelli sosyal beceri grupları” ndan da bahsetmekten gurur duyuyorum. En geç bu yıl sonuna kadar tam gün ve yarım gün programları ile karşınıza çıkmaya hazırlanıyoruz. Böylelikle bir çatı altında, özel çocuklarımız ve aileleri için gerekli tüm eğitim öğretim ortamının var olmasını sağlamış olacağız.

Bu bağlamda bizler de gördük ki, sadece ABA Terapi yapmıyoruz. Zaman içinde hizmet çeşitliliğimize kattığımız ve katacağımız başlıklardan dolayı ismimizin yanına ek getirmek kaçınılmaz gibi duruyordu. “Algı ABA Terapi ve Çocuk Gelişim Merkezi” olarak bundan böyle anılmaktan gurur duyacağımızı bildirmek isterim.

Çok güçlü bir kadro ve uyumlu bir takım çalışması ile yapılacağına inandığımız, eğitimde yüksek standartların gerçekleştirilmesi, tüm programlarımızın buna hizmet etmesi en büyük dileğimizdir.

Sevgilerimle,

Selim Parlak

Kurucu / Direktör

Algı ABA Terapi ve Çocuk  Gelişim Merkezi