fbpx

Maske Kullanımında Davranışsal Öneriler

Bilindiği üzere tüm dünya Covid-19 gerçeğini deneyimlemekte ve bu alandaki mücadelesini sürdürmektedir. Dünya Sağlık Örgütüne göre Covid-19 ile mücadelede en etkili önlemlerden biri maske kullanmaktır. Maske kullanmak virüsün yayılmasını önleyerek, hastalığa yakalanma riskini azaltmaktadır.

Yeni normalleşme süreciyle beraber maske kullanımı bu kadar hayati bir zorunluluk haline gelmişken maske takmakta zorlanan, takmak istemeyen başta otizmli çocuklarımız olmak üzere özel gereksinimli tüm çocuklarımızın maske kullanımına yardımcı olmak için bazı çalışmalar yapmak gerekiyor.

Normal gelişim gösteren bireyler için bile maske takmak nefes alıp verme konforunu etkilediğinden çok sıcak karşılanmamakta ancak zorunluluktan dolayı kullanılırken, gözle görülemeyen bir virüsten korunmak için maske takılmasının gerektiğini duyusal hassasiyetleri olan otizmli çocuklarımıza anlatmak ve maske kullanmalarını sağlamak bazen zor olabiliyor.

Bu nedenle özel çocuklarımıza maske kullanma becerisini kazandırmak için dikkat edilmesi gereken önerileri sizinle paylaşmak istedik. Böylece siz de çocuğunuzun gelişimsel düzeyine göre önerilerimizden bir ya da birkaçından yararlanabilirsiniz.

  1. Konuşun: Otizmli bazı çocuklar ve diğer özel gereksinimli çocukların bir kısmı yaşanılan bu sağlık sorununu anlamayabilirler. Yüz maskesinin ne olduğunu, neden şu anda gerekli olduğunu ve nasıl giyileceğini çocuğunuzla konuşmak için sakin olduğu bir zamanı seçin ve ona anlatın.
  2. Açık ve net olun: Virüsün yayılmasında maskenin nasıl koruyucu bir araç olduğunu anlatırken somut bir dil kullanın. Örneğin; Maskelerimiz olmazsa ağzımız ve burnumuz virüsü yakalayıp eve getirebilir. Ağzımıza ve burnumuza yakalanan virüsler eve geldiğimizde ailemize ve sevdiklerimize uçarak gidebilirler. Bunu istemediğimiz için maske takmalıyız.
  3. Sosyal bir öykü oluşturun: Çocuğunuzun anlayabileceği bir dil kullanılmasına özen göstererek onun durumuna özgü (maske mi takmak istemiyor, maske takıyor ancak uzun süre mi kullanmıyor, maskeden mi korkuyor, vb.) kısa, mesajı net özgün ifade eden bir hikaye yazın ve ona okuyun.
  4. Maske takmayı öğretin: Araştırmalar gösteriyor ki, birçok problem davranışın temelinde istenen davranışı yapmak istememe değil, yapmayı bilememe yatmaktadır. Şöyle ki, çocuğunuz maske takmaya tepki veriyorsa maske takmak istemediği için değil, maskeyi nasıl takacağını bilemediği için tepki gösteriyor olabilir. Maske takmayı da çalışılması gereken bir beceri olarak düşünüp basamaklandırmak gerekebilir ve bu basamakları aşama aşama çalışmak gerekebilir. Örneğin;
  • Maskeyi tutmak (İlk aşamada sadece eline alıp incelemesi beklenebilir)
  • Maskeyi yüzüne doğru getirmek
  • Maskeyi yüze dokundurmak
  • Maskenin lastiklerini kulaklara takmak
  • Maskeyi ağzı ve burnu kapatacak şekilde takmak

Yukarıdaki basamakları çalışırken çocuğunuzun toleransını arttırmak için görsel veya işitsel zamanlayıcılar kullanmak maskenin yüzde kalma süresini arttırmada çok etkili olabilir. Soyut bir kavram olan zamanı somutlaştırmak otizmli çocuklar için etkili bir yoldur.

  1. PekiştirinJ: Maske takmayı öğretirken çocuğunuzun her çabasını güzel sözlerle, yiyecek veya etkinliklerle pekiştirin. Pekiştirin ki davranışı yapmaya devam etsin.
  2. Kişiselleştirin: Eğer çocuğunuzun çok sevdiği bir çizgi film karakteri vs. varsa maskesinin üzerine bu karakterin resmini çizmek maske takmasını sağlayabilir veya maske takma süresini uzatabilir.
  3. Sevdiği etkinliklerden yararlanın: Çocuğunuza en sevdiği etkinliği yapması için maske takması gerektiğini söyleyin. Örneğin, sevdiği bir videoyu izlerken, salıncakta sallanırken maske takmasını isteyin. ‘Önce maske sonra video’ gibi kısa-net ifadeler kullanabilirsiniz. Bu, alışkanlık oluşturmasına yardımcı olmanın yanı sıra dikkatinin dağılmasında da iyi bir rol oynayabilir.
  4. Kısa gezi: Çocuğunuzun maskeyi ilk taktığında yapacağı gezinin süresinin ilk önce kısa olmasına, zamanla da uzatılmasına dikkat edin.
  5. Genelleyin: Çocuğunuz maske takmayı öğrendiğinde genellemeyi unutmayın. Tek bir tip maske kullanması, öğrendiği anlamına gelmeyeceği için birden fazla çeşitte maske takmasını sağlayarak bu beceriyi öğrendiğinden emin olun.

Elif Sanal Çalık

Psikolog/Aile Danışmanı- UDA Bilim Uzmanı

*Yukarıda yazı ‘Helping Individuals with Autism Wear Face Masks’ adlı makaleden yararlanılarak oluşturulmuştur.

TATİLİ DOĞRU YÖNETİN

Yaz tatili geldi. Özel gereksinimli çocuk aileleri olarak tatilde dikkat etmeniz gereken noktaları, tatili nasıl keyifli ve verimli geçirebileceğinizi yazımızda bulabilirsiniz.

Çocuklarımızın uyku, yemek gibi temel fiziksel ihtiyaçlarını oldukları rutinde tutmak önceliğimiz olmalı. Uyku düzeni çocuğunuzun odaklanma seviyesini, bilişsel becerilerini, fiziksel performansını ve duygu durumunu etkileyeceği için bu konuda hassas davranılması gerekir.

Bir diğer fiziksel ihtiyaç olan beslenmede de rutin dışına çıkmak, bizi hem tatil zamanında hem de tatil bittiğinde zorlayacaktır. Özellikle ders zamanlarında pekiştireç olan besinlerin tüketimi tatilde kontrol altında tutulmalıdır. Çocuğa pekiştireç olan besinler, onunla çalışmalar yaptığınız zamanlarda çocuk beklenen performansı sergilediğinde, bunu pekiştirmek amaçlı sunulmalıdır. Aksi bir tutum sergilemek, bu besinler verildiğinde, tatil dönüşü adaptasyon zorluğu yaşamasına sebep olacaktır.

Dozunda serbest zaman

Çocuğunuzla ev içinde olduğunuz zamanlarda ona oyuncaklarıyla serbest zaman tanıyabilirsiniz. Fakat bu zamanın boşa harcanmadığından emin olun. Serbest zaman için ayrılacak en elverişli süreyi çocuğunuzun özel durumuna ve ihtiyaçlarına göre sizin saptamanız en doğrusu olacaktır.  Bu zamanı da belirli bir sınır içinde tutmak gerekir. Serbest zamanın çocuğunuzu, içinde olması uygun olan ajandanın dışına çıkarmamasına dikkat edin. İlgisini çeken oyuncak/ materyal ve küçük yönlendirmelerle sunulan serbest zaman çocuğunuzun keyifli zaman geçirmesine ve keşifler yapmasına imkan sağlayabilir. Ama bu zamanları çocuğunuza gereğinden fazla sunarsanız tatil dönüşündeki tempoya uyum sağlayamamasına sebep olabilirsiniz.

Hareketli aktiviteler sunun

Tatil zamanını mümkün olduğunca dışarıda yapılan aktivitelerle beslemek ya da iç mekanda da çocuğunuza fiziksel aktivite yaptırmak, gün sonunda rahat bir uykuya da sebep olur. Pikniğe gitmek, çimlere basmak/ yuvarlanmak, doğada minik yürüyüşler, suyla temas gibi deneyimler çocuğunuzun birçok uyaranla tanışması için fırsat olabilir. Top oynamak, bir şeyin üzerinde dengede durmak gibi çocuğunuzun durum ve ihtiyaçlarına göre düzenlenebilecek beceriler, oyun şeklinde sunulabilir ve onun hem fiziksel olarak güçlenmesine hem de sosyal anlamda desteklenmesine yol açar. Aktivitenin ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini çocuğunuza başlamadan söylemeniz, keyifli etkinlik sonrası değişime onu hazırlar. Suyu sevenler için su oyunları, hayvanlara ilgi duyan çocuklar için bir hayvanla tanışma\temas gibi deneyimler gerçekleştirilebilir.  Birlikte bahçe işleri, toprakla temas etme, çiçek sulama/izleme gibi etkinlikler gerçekleştirmek çocuğunuzla aranizdaki bağı kuvvetlendirecektir.

Kardeşle yakınlaşma

Tatiller, özel gereksinimli çocuklarımızın normal gelişen kardeşleriyle de beraber vakit geçirmesi için büyük fırsattır. Normal gelişen çocuğunuza kardeşinin durumuyla ilgili bilgilendirme yapmak, durumu anlayıp kabullenmesine yardımcı olur. Onun anlayabileceği bir seviyede kardeşinin durumunu onunla paylaşmanız, zamanı geldikçe konuyu daha detaylandırmanız çocuğunuzun bu durum hakkında geliştirebileceği yoğun duyguları hafifletir. Beraber aktiviteler yapmak, özel gereksinimli çocuğunuzun eğitimine, ödevine diğer kardeşi dahil etmek, bakımı konusunda desteğini almak ve onu motive etmek, normal gelişen çocuğunuzu da sosyal anlamda destekleyecektir. Tatil, normal gelişen çocuğunuza özel zamanlar yaratmak ve kardeşler arasındaki ilgi dağılımını eşitlemeye çalışmak, ayrıca gereksinimleri saptamak için iyi bir zamandır.

Psikolog / ABA Terapisti

Asena ATAÇ

 

Kaynak: ÖÇED E-Dergi

Otizmde Bilimsel Dayanaklı Uygulamalar -Hayata Dair

Algı ABA Terapi Merkezi olarak Tekin Toklucu’nun moderatörlüğünü yaptığı ve Bengü Türk TV kanalında yayınlanan “Hayata Dair” Programı’na konuk olduk. Programa uzman olarak Algı Grup Direktörü Selim Parlak ve ABA Program Koordinatörü Burcu-Duru Kaya katıldı. “Otizmde Bilimsel Dayanaklı Uygulamalar” konusunun masaya yatırıldığı programda, bunun mümkün olduğu anlatıldı. Bengü Türk Tv’de yayınlanan program 14 Temmuz Pazar günü sabah saat 11.00’da yayınlandı.

Afyon Gün FM 99.9 Canlı Yayın

Özel Eğitimde İyi Örnekler Buluşması “7dokunuş” sunumu için bugün Afyonkarahisar ilinde bulunan Algı Grup Yöneticileri Selim Parlak ile Parin Yakupyan, ABA Program Koordinatör Yardımcısı Merve Şen ve Akarçay Afyonkarahisar Özel Eğitim Kurumu Kurucusu Nalan Kaplan Gün FM’de canlı yayında konuk oldular.

Otizm Tedavi Protokolleri – Hayata Dair

Algı ABA Terapi Merkezi olarak Tekin Toklucu’nun moderatörlüğünü yaptığı ve Bengü Türk TV kanalında yayınlanan “Hayata Dair” Programı’na konuk olduk. Programa uzman olarak Algı Grup Direktörü Selim Parlak ve ABA Program Koordinatörü’ Burcu Kaya katıldı. “Otizmin belirtileri nelerdir, Otizmin tedavi yöntemleri nasıl uygulanmalıdır, Otizm Tedavi Protokolleri nelerdir” konusunun masaya yatırıldığı programda, bunun mümkün olduğu anlatıldı. Bengü Türk Tv’de yayınlanan program 06 Temmuz Pazar günü sabah saat 11.00’da yayınlandı.

Erken Teşhis ve Yoğun Eğitim ile Otizmde Başarı – Sağlık Raporu

Algı ABA Terapi Merkezi olarak Ayşenur Asuman Uğur’un moderatörlüğünü yaptığı ve Tvnet kanalında yayınlanan “Sağlık Raporu”na konuk olduk. Programa uzman olarak Algı Grup Direktörü Selim Parlak ve Özel Eğitim Öğretmeni Hazal Önder’in yanı sıra özel gereksinimli çocuk sahibi Uğur Şahin katıldı. “Otizm Tedavisinde Kesin Başarı Mümkün mü?” konusunun masaya yatırıldığı programda, bunun mümkün olduğu, Algı ABA Terapi’nin projesi olan “7 Dokunuş: Otizmde Bir Vaka Sunumu” ile anlatıldı. Programda, Algı ABA Terapi tarafından mezun edilen özel gereksinimli bir çocuğun eğitim sürecine ait videolar eşliğinde nasıl ilerleme kaydettiği görülüyor. Bu projeye göre, otizm tanılı çocukların sürekli ve yoğun bir eğitim alarak ve farklı alanlardan profesyonellerin desteğiyle takvim yaşlarıyla gelişim yaşları eşitleniyor. Tvnet’teki program 21 Nisan Pazar günü sabah saat 09.00’da yayınlandı.

Eğitim Merkezi Yönetimi

Eğitim Merkezi Yönetimi

Bazen diyorlar ki, “Çok ticarisiniz…” Bu yazımda eğitim merkezi açma ve bunu başarıyla sürdürebilme döneminde yaşanabileceklerden bahsetmek istiyorum. Bu öyle kolay olsaydı, her kurum açan en az 10-15 yıl devam ettirebilirdi diye düşünüyorum.

“Uzaktan davulun sesi hoş gelir” diye bir söz vardır. Bizim mesleğimizde de durum biraz böyle. Eğitim kurumu demek marka demek, kurumsallık demek, patent demek, markanı bir başkası kullanmasın diye para yatırımı yapmak demek. Sonra senin markanı buna rağmen kullananlara karşı uyarmak, gerekirse hukuki süreçlere girmek demek…

Eğitim kurumu demek fatura demek, muhasebe demek, vergi demek, girdi-çıktı demek, muhasebeci, mali müşavir demek…
Eğitim kurumu demek, personel demek, güvenmek demek, yetiştirmek demek, zaman ayırmak demek…

Nereden bilirsin ki yetiştirdiğin personel seni yüz üstü bırakmayacak… Tüm bunlar maddi gücü olduğu kadar insan sarrafı olmak zorunluluğunu da getiriyor.
Eğitim kurumu demek, veli demek, çocuk demek… İyi niyetle hareket etmek demek. Manevi bir hissiyat ve iyi duygular demek.

Bunların yanında yeri geliyor paranı tahsil etmekte zorlanıyorsun. Hatta aradan aylar, yıllar geçiyor, arıyor, ulaşamıyorsun. Ondan alamadığın ödeme, senin diğer ödemelerini aksatıyor…

Eğitim kurumu demek karşında çalıştığın firmanın naylon fatura kullanıp kullanmadığını müneccimlik ile bilmek demek. Bilmezsen vergi dairesi sana öğretir demek.

Eğitim kurumu demek eğitime para ayırmak demek. Nereye gideceği belli olmayan, hayat amacını oturtamamışlar ile karşılaşırsan sürekli personel sirkülasyonun olur demek. O zaman yenisini bulman gerekir ve onu yetiştirmek için de ekstradan personel maaşını senin ödemen gerekir. Dolayısıyla bu da zaman kaybı, para kaybı demek.

Ama bunlar hizmet alanın bilmediği, görmediği, duymadığı, bizim de onlara yansıtmamak için var gücümüzle çalıştığımız konular…

Eğitim kurumu demek, kaliteli eğitim demek. Sistem demek. Zamanı yönetmek demek. Öncelikleri belirleyip doğru planlamayı yapabilmek demek. Bunları yaparken maddiyatın tuzağına kapılmamak için çaba sarf ederken, kaygı seviyesi yüksek ailelere hizmetin en iyisini sunabilmek için yaptığımız çalışmaları biraz anlatmak, iç dökmek istedim. Değerlendirme ve eleştirilere her zaman açığız yeter ki iyi niyetli davranalım ve empati kurmayı unutmayalım.
Sistemli hareket etmenin başarıdaki payı yadsınamaz, bu bir çocuğun eğitimi için olduğu kadar kurumların başarı tablosu için de gereklidir.
Anlatmak istediklerime aslında satırlar ve sayfalar yetmez. Bu yüzden yazıma burada son veriyorum.

Yazı: Selim PARLAK / Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

Çocuğum Hala Püre Yiyor

Çocuğunuz çiğnemeyi bilmiyor, yutma bozuklukları yaşıyor diye yemeklerini sürekli blender ile püre haline mi getiriyorsunuz?

Bebekler doğduklarında anne sütü ile beslenirken her doktorun yaklaşımına göre değişmekle birlikte aşamalı olarak püre gıdalara geçerler. Anne olanlar hatırlayacaktır, o ilk birkaç kaşık püreyi bebeğimiz ilk deneyiminde hiç de öyle çok kolay almamıştır. O ana kadar memeye yada biberona alışık olan bebeğimiz püre kıvamındaki yiyecekle ne yapacağını bilememekle birlikte dili, boğazı, yutağı da ne yapacağını bilememektedir. Hatta refleks olarak birkaç kere öğürerek dışarı atmaya bile çalışmıştır. Ama birkaç denemeden sonra bebeğimiz öğürmeyi bırakmıştır ama dili hala emme hareketini yapmaya devam etmektedir. Çünkü doğduğundan beri bildiği tek hareket budur. Zaman içinde bir bakarsınız ki dil de püreyi ağzında nasıl döndüreceğini öğrenir. Tam bu öğrenme süreci bittiğinde taneli yiyecekleri tanıtma süreci başlar. Bir önceki süreçten daha kolay olmasına karşın yine de aynı öğürme, dili kontrol edemeyip yutma yerine yiyeceği ağızdan düşürme süreci yaşanır. Bu süreçten sonra çocuğumuzun bir bisküviyi ısırarak koparmasını isteriz. Sonra köfte, et gibi çiğnenerek yiyebileceği gıdalara geçeriz. Ve genellikle de 18-24 arasında bu süreçlerin hepsinin tamamlanmış olması gerekir. Her çocuk çeşitli sebeplerden dolayı (tactile hassasiyeti, yutma problemi, davranış problemi vs) bu aşamalardan kolay geçemez. Hatta bazen belli bir aşamada takılır kalır ve o aşamada kaldığı zaman uzadıkça ağzın, dilin, yutağın hassasiyeti arttığından her denemeye karşı daha dirençli olur. Haklı olarak biz anneler de üzerine varmaya çekiniriz. Çünkü kuş kadar yediği şeyi de kusacağı için korkarız yada öğürürken boğulacakmış gibi olmasına dayanamayız. Hatta biraz endişemizi dışarı rahatlıkla vuran bir anne isek çocuğumuz bizi görüp daha korkup ağlamaya başlar. O ağlamaya başlayınca zaten biz ömür boyu püre yemesine razı olmuşuzdur bile. Peki çocuğumuz ömür boyu püre yese ne olur? Benim aklıma gelen birkaç dezavantajı şöyle sıralayabilirim:

  1. Sadece püre yediğinden karşısına çıkacak diğer yiyecekleri tatma imkanı olmayacağı için aslında hayattaki seçenekleri bir şekilde limitlenmiş olacak,
  2. Sadece püre yediği için diğer yaşıtlarıyla sosyal bir ortamda bulunma imkanları limitlenecek,
  3. Biz onu diğer yaşıtlarıyla kaynaştırmaya çalışırken kendi püre yemeğini yanında götürdüğü için yemekli ortamlarda kendi yaşıtlarından farklı durmasına sebebiyet verecek,
  4. Bir gün kendi isteğiyle, yeni yiyecekler denemek istese bile artık vücudu bunu kaldıramayacak kadar hassas ve yetersiz olacak…

Tüm bu sebeplerle ben derim ki “Çok geç olmadan planlı ve programlı olmak kaydı ile çocuğumuzu püreden bir sonraki aşama olan çiğnenerek yiyecek gıdalara geçirmek için el birliği ile çalışalım, ‘İleride düzelir’ demeyelim.”
Bize gelen yeme problemli çocuklar için ilk istediğimiz bir yutma testinin (swallowing test) yapılması. Çünkü çocuğa zarar vermemek için, yeme terapisine (feeding therapy) başlamadan önce çocuğun fiziksel olarak yutma probleminin olmadığına emin olmamız gerekiyor.
Diyelim ki çocuğun herhangi bir yutma problemi yok. İkinci aşama çocuğumuzun çene kaslarının yeterince güçlü olup olmadığına emin olmak. Çünkü çiğneme hareketi biz farkında olmasak da oldukça güç gerektiren bir eylem. Devamlı püre yiyen bir çocuk bu kaslarını kullanmadığı için zaten başlangıçta da zayıf olma ihtimali olan kaslarının daha da güçsüzleşmesi kaçınılmaz.Çene kaslarını kuvvetlendirici alıştırmalar yaparken, dilin de belli bir kıvraklığa gelmesi için çalışmayı unutmamalıyız. Çünkü sadece püre yiyen dil de tembelleşmiştir. Puding yerken hangimiz puding lokmasını ağzımızda oradan oraya gezdiriyoruz. Oysa katı bir lokmayı devamlı dilimizle dişlerimizin arasına getirip öğütmeye çalışıyoruz. Tüm bu ön şartlar yeterli düzeye geldiğinde değişik doku, kıvamda ve boyuttaki gerçek yiyeceklerle terapiye devam ediyoruz. Tabii ki tüm bu çalışmaları küçük basamaklara bölerek, bol bol motivasyonu arttırıcı pekiştirecler kullanarak yapıyoruz.

 

Kaynak: ÖÇED E-Dergi

Yeni Bir Otizm Terapisi Öncesi Ailelerin Yanıt Bulması Gereken Sorular

Beklentiniz ne olursa olsun çocuğunuz için doğru terapi türünü seçmek kolay bir iş değildir.

Söz konusu otizmli çocuklar olduğunda, davranışsal belirtileri geliştirmeyi amaçlayan birçok program mevcuttur. Bazıları otizme sebep olan temel problemleri bile “düzeltmeyi” vaad eder. Her çocuk en etkili terapilere bile cevap vermeyebilir ve bazı çocuklara da az popüler tedavilerin iyi geldiği görülmektedir. Ebeveynler mümkün olduğunca en çok önerilen terapiyi bulmalıdır, çünkü her terapi kabul edilen bilimsel gerçeklerle temellendirilmez ve her yeterli programda, eğitimli öğretmenleri ve terapistleri işe almaz. Bir ebeveynin araştırması terapinin çocuk üzerindeki etkilerini araştırmayla sınırlandırılmamalıdır. Aynı zamanda çocuğun ailesi ve kardeşlerine etkisi de araştırılmalıdır.

Amerika Otizm Topluluğu ve Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü, bir ebeveynin, yeni bir otizm terapisi hakkında sorması gereken sorulardan başlıklar üretmiştir. Aşağıdaki sorular bu başlıklardan temel alınmıştır.

– Tedavi çocuğa zarar verecek mi? Bu tedaviden zarar gören herhangi bir çocuk var mı?

– Tedavinin başarısızlığı çocuğumu ve ailemi nasıl etkileyecek?

– Tedavinin bilimsel geçerliliği var mı? Araştırmam için bilimsel eser sağlayabilir misiniz?

– Çocuğumun süreci nasıl değerlendirilecek? Çocuğumun davranışları sıkı bir şekilde gözlemlenip kaydedilecek mi? Belirlenmiş değerlendirme kriterleri var mı? Bilimsel geçerlilikleri var mı?

– Terapinin amaçları çocuğum için anlamlı mı? Örneğin, kendine uyarıcı davranışları yüzde 10 oranında azaltmayı amaçlayan bir terapi katılmaya değer olmayabilir.

– Bu tedavi çocuğumun mevcut programıyla nasıl birleştirilecek? Çocuğun diğer ilgi ve amaçları ile bütünsel (holistik) yaklaşımı var mı? Bir ebeveyn işlevsel müfredat, mesleki yaşam ve sosyal becerileri yok sayan bir tedaviye körü körüne bağlanmamalıdır.

– Bu program diğer çocuklar için ne kadar başarılı olmuştur?

– Ne kadar çocuk normal okullardan gitmiştir ve bu çocuklar neler sergilemişlerdir?

– Personellerin nitelikleri nelerdir? Kaç personel çocuğumla çalışabilir? Personellerin otizmli yetişkin ve çocuklarla çalışma tecrübesi ve eğitimi var mı?

– Organize edilen ve planlanan aktiviteler nelerdir? Bunları kim planlamıştır?

– Öngörülebilir günlük işler ve rutinler var mıdır?

– Çocuğumla kaç kişi ilgilenecek?

– Çocuğuma verilen görevler ve ödüller kişisel olarak motive edici olacak mı? Ödüller nelerdir? Ödül sistemi evde de uygulanacak mı? Program beni terapiye evde devam etmem için hazırlayacak mı?

– Terapi ortamı en az dikkat dağıtıcı düzeyde mi tasarlandı?

– Bu terapinin zaman ve mali tutar açısından taahhüttü nedir?

– Bu terapi nerede yapılacak? Bu terapiyi yapabilmek için ruhsat ya da sertifikalı bir mekan gerekli mi

Profesyonel ve tanınmış bir terapist yada terapist programı bu soruları kolayca ve açıkça cevaplamalıdır. Sizin memnuniyetinizi cevaplamayacak bir başarısızlık sizi durdurmalı ve çocuğunuza gereken tedaviye izin vermeden önce sizi daha fazla araştırma için harekete geçirmelidir.

Kaynakça:

100 Soruda Otizm – Aileler ve Uzmanlar İçin El Kitabı (Campion Quinn)
Bebeklikten Erişkinliğe Otizm Aileler için Kılavuz (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)
Otizm Spektrum Bozuklukları Tanı ve Takip (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS

Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

Ödül mü, Pekiştireç mi?

Bazı katıldığım seminerlerde ailelerin “Hep ödül hep ödül diyorsunuz. Biz hayatta her şeyi ödül için yapıyoruz sanki?” sorularıyla karşılaşıyorum…

Bu soruyu kendi kendime çok düşündüm ve aslında bu tepkinin tamamen kavram karmaşasından ortaya çıktığına karar verdim. 15 senedir yurtdışında yaşıyor olmamdan ve ABA eğitimini İngilizce almış olmamdan dolayı bazen Türkçe’nin ana lisanım olmasına karşın Türkçeleştirdiğim bazı kavramlar kulağıma doğru gelmiyor, hatta karşımdaki kişinin yüzünde gülümseme bile oluşturabiliyorum. Ödül ve pekiştireç de sanırım bu tarz kavramlardan biri. “Reinforcer”‘in Türkçe karşılığı tam olarak “pekiştireç” kelimesine denk geliyor. Anlamı ise herhangi bir davranışı pekiştirmek, güçlendirmek, motive etmek için sunulan herhangi bir şey. Ödülün İngilizce karşılığı ise “Prize” kelimesine denk geliyor ve anlamı girilen bir yarışmayı kazanmak sonucunda alınan bir hediye/madalya, vs… Günlük halk dilinde her ne kadar pekiştireç ve ödül aynı anlamda kullanılıyor olsa da anlam olarak birbirinden tamamen farklı iki kelime/kavram aslında.
Böyle olunca da, seminerlerde o soruyu soran aileler ve onlar gibi düşünen yüzlerce ailenin tepkisi daha bir anlam kazanıyor benim için. Tabii ki biz günlük hayatta hep ödül almıyoruz. Hatta bazılarımız hiç almıyor. Çünkü ödül almak için bir yarışmaya girmemiz ve yarışmayı kazanmamız gerekir. Örneğin benim hiç ödülüm yok. Ödülün aksine, günlük hayattta hepimiz pekiştireçle yaşıyor, pekiştireç için yaşıyoruz. İşe gidiyoruz para (pekşitireç) kazanmak için, misafirlerimize en güzel yemeklerimizi pişiriyoruz iltifat (pekiştireç) almak için, hep koyu renk
giyiniyoruz bizi zayıf gösterdiğini söyledikleri (pekiştireç) için, fakirlere yardım ediyoruz kendimizi iyi hissettiğimiz (pekiştireç) için, bazı arkadaşlarımızla olmayı diğerlerine göre daha çok tercih ediyoruz bizi güldürdükleri (pekiştireç) için, birçok seçeneğin arasından öncelikle “o” kişi ile birlikte olmak / evlenmek istiyoruz yanında mutlu/güvenli hissettiğimiz (pekiştireç) için… Bu demektir ki, aslında farkında olmasak da hiçbirimiz pekiştireçsiz yaşayamıyoruz ve hayatımız sayısız pekiştireçler üzerine kurulu, öyle değil mi? Belki pekiştireç ve ödül arasındaki anlam ayrılığını iyi yapıp doğru yerlerde kullanmaya özen gösterirsek pekiştireçlere karşı olan negatif önyargıyı da ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

 

Kaynak: ÖÇED

1 2 3 7

Search

+