fbpx
aba-terapi

Engellilik Araştırmaları Konferansında Çalıştay Düzenledik

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDEN ENGELLİLİK ARAŞTIRMALARI KONFERANSI ve “ABA TERAPİ ATÖLYESİ”
İstanbul Üniversitesi Engelliler Uygulama ve Araştırma Merkezi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı Engelliler Müdürlüğü ortaklığıyla düzenlenen “Dünden Bugüne Engellilik” temalı Engellilik Araştırmaları Konferansı 15-16 Kasım 2018 tarihleri arasında, Üniversite’nin Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı.

16 Kasım 2018 Cuma günü saat 11.30-12.30 arasında “ABA Terapi ile Öğretim Süreci ve Bir Vaka Sunumu”‘nu Algı Grup kurucularından Selim Parlak, Algı ABA Terapi Merkezi Koordinatörü Özge Özgeç Gürel ve ABA Terapisti Hazal Önder tarafından 3 nolu salonda gerçekleşti.

Çalıştayda, data analiz formlarının öğretimi gerçekleşti ve uygulamalı olarak katılımcılardan bu data analizlerin doldurmaları istendi.

Soru-cevap ve öğretim şeklinde geçen çalıştaya katılım oldukça yoğundu.

Ayrıca Yedi Dokunuş atölyemizin yanı sıra konferansta 15 uygulamalı atölye; Danstan tasarıma, eğitimden bağımsız yaşama, engellilik deneyiminin farklı boyutları uygulamalı atölyelerde katılımcı ortamlar yaratarak deneyimlendi.

Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencileri Algı ABA Terapi Merkezini Ziyaret Etti

Algı Grup ve Koç Üniversitesi işbirliği çerçevesinde Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. Sınıf Psikiyatri Stajı kapsamında, 15 Kasım 2018 tarihinde Otizm Spektrum Bozukluklarında kanıta dayalı özel eğitimleri yerinde gözlemlemek ve tartışmak amacıyla, Algı Özel Eğitim Kurumları merkezlerimize ziyaret gerçekleştirmişlerdir.

Algı ABA Terapi Merkezi ve Algı Özel Eğitim Merkezi’nde eğitim gören özel gereksinimli çocuklarımızın seanslarını gözlemleyen öğrenciler, Özel eğitim sürecinde aile desteğinin önemi, Çocuğun alacağı tanıya karşı ailelerin göstermiş olduğu dirençler, Çocukların eğitim programlarının içerikleri, Öğretmenlerin ailelere seanslar hakkındaki geri bildirim aktarılması konularında bilgi sahibi oldular;

Gözlem sonrasında Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, çocukların terapist ve koordinatörlerinden ayrıntılı bilgiler aldılar.

Soru cevap şeklinde gerçekleşen kısa toplantıda Algı Özel Eğitim Kurumları kurucularından Parin Yakupyan, Koç Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Dr. Tuba Mutluer, Algı Özel Eğitim Merkezi Aile Danışmanı/Psikolog Türker Omcacıoğlu ve Algı ABA Terapi Merkezi Yardımcı Direktörü Elif Sanal Çalık eğitim programları hakkında bilgiler verdi.

Özel Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi

Özel Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret ettik

Algı ABA Terapi Merkezi olarak 08 Kasım 2018 tarihinde Özel Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret ettik.

Algı Grup Yöneticilerinden Selim Parlak ve Parin Yakupyan’ın yanı sıra Algı ABA Terapi Merkezi Direktör Yardımcısı Psikolog Elif Sanal Çalık da yer aldı.

Özel Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Kurum yöneticisi Beyza Sonyavuz ile alandaki sorunları ve eğitimde kaliteyi yükseltmenin yollarını konuştuk.

Özel Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi

Yeni Bir Otizm Terapisi Öncesi Ailelerin Yanıt Bulması Gereken Sorular

Beklentiniz ne olursa olsun çocuğunuz için doğru terapi türünü seçmek kolay bir iş değildir.

Söz konusu otizmli çocuklar olduğunda, davranışsal belirtileri geliştirmeyi amaçlayan birçok program mevcuttur. Bazıları otizme sebep olan temel problemleri bile “düzeltmeyi” vaad eder. Her çocuk en etkili terapilere bile cevap vermeyebilir ve bazı çocuklara da az popüler tedavilerin iyi geldiği görülmektedir. Ebeveynler mümkün olduğunca en çok önerilen terapiyi bulmalıdır, çünkü her terapi kabul edilen bilimsel gerçeklerle temellendirilmez ve her yeterli programda, eğitimli öğretmenleri ve terapistleri işe almaz. Bir ebeveynin araştırması terapinin çocuk üzerindeki etkilerini araştırmayla sınırlandırılmamalıdır. Aynı zamanda çocuğun ailesi ve kardeşlerine etkisi de araştırılmalıdır.

Amerika Otizm Topluluğu ve Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü, bir ebeveynin, yeni bir otizm terapisi hakkında sorması gereken sorulardan başlıklar üretmiştir. Aşağıdaki sorular bu başlıklardan temel alınmıştır.

– Tedavi çocuğa zarar verecek mi? Bu tedaviden zarar gören herhangi bir çocuk var mı?

– Tedavinin başarısızlığı çocuğumu ve ailemi nasıl etkileyecek?

– Tedavinin bilimsel geçerliliği var mı? Araştırmam için bilimsel eser sağlayabilir misiniz?

– Çocuğumun süreci nasıl değerlendirilecek? Çocuğumun davranışları sıkı bir şekilde gözlemlenip kaydedilecek mi? Belirlenmiş değerlendirme kriterleri var mı? Bilimsel geçerlilikleri var mı?

– Terapinin amaçları çocuğum için anlamlı mı? Örneğin, kendine uyarıcı davranışları yüzde 10 oranında azaltmayı amaçlayan bir terapi katılmaya değer olmayabilir.

– Bu tedavi çocuğumun mevcut programıyla nasıl birleştirilecek? Çocuğun diğer ilgi ve amaçları ile bütünsel (holistik) yaklaşımı var mı? Bir ebeveyn işlevsel müfredat, mesleki yaşam ve sosyal becerileri yok sayan bir tedaviye körü körüne bağlanmamalıdır.

– Bu program diğer çocuklar için ne kadar başarılı olmuştur?

– Ne kadar çocuk normal okullardan gitmiştir ve bu çocuklar neler sergilemişlerdir?

– Personellerin nitelikleri nelerdir? Kaç personel çocuğumla çalışabilir? Personellerin otizmli yetişkin ve çocuklarla çalışma tecrübesi ve eğitimi var mı?

– Organize edilen ve planlanan aktiviteler nelerdir? Bunları kim planlamıştır?

– Öngörülebilir günlük işler ve rutinler var mıdır?

– Çocuğumla kaç kişi ilgilenecek?

– Çocuğuma verilen görevler ve ödüller kişisel olarak motive edici olacak mı? Ödüller nelerdir? Ödül sistemi evde de uygulanacak mı? Program beni terapiye evde devam etmem için hazırlayacak mı?

– Terapi ortamı en az dikkat dağıtıcı düzeyde mi tasarlandı?

– Bu terapinin zaman ve mali tutar açısından taahhüttü nedir?

– Bu terapi nerede yapılacak? Bu terapiyi yapabilmek için ruhsat ya da sertifikalı bir mekan gerekli mi

Profesyonel ve tanınmış bir terapist yada terapist programı bu soruları kolayca ve açıkça cevaplamalıdır. Sizin memnuniyetinizi cevaplamayacak bir başarısızlık sizi durdurmalı ve çocuğunuza gereken tedaviye izin vermeden önce sizi daha fazla araştırma için harekete geçirmelidir.

Kaynakça:

100 Soruda Otizm – Aileler ve Uzmanlar İçin El Kitabı (Campion Quinn)
Bebeklikten Erişkinliğe Otizm Aileler için Kılavuz (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)
Otizm Spektrum Bozuklukları Tanı ve Takip (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS

Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

Ödül mü, Pekiştireç mi?

Bazı katıldığım seminerlerde ailelerin “Hep ödül hep ödül diyorsunuz. Biz hayatta her şeyi ödül için yapıyoruz sanki?” sorularıyla karşılaşıyorum…

Bu soruyu kendi kendime çok düşündüm ve aslında bu tepkinin tamamen kavram karmaşasından ortaya çıktığına karar verdim. 15 senedir yurtdışında yaşıyor olmamdan ve ABA eğitimini İngilizce almış olmamdan dolayı bazen Türkçe’nin ana lisanım olmasına karşın Türkçeleştirdiğim bazı kavramlar kulağıma doğru gelmiyor, hatta karşımdaki kişinin yüzünde gülümseme bile oluşturabiliyorum. Ödül ve pekiştireç de sanırım bu tarz kavramlardan biri. “Reinforcer”‘in Türkçe karşılığı tam olarak “pekiştireç” kelimesine denk geliyor. Anlamı ise herhangi bir davranışı pekiştirmek, güçlendirmek, motive etmek için sunulan herhangi bir şey. Ödülün İngilizce karşılığı ise “Prize” kelimesine denk geliyor ve anlamı girilen bir yarışmayı kazanmak sonucunda alınan bir hediye/madalya, vs… Günlük halk dilinde her ne kadar pekiştireç ve ödül aynı anlamda kullanılıyor olsa da anlam olarak birbirinden tamamen farklı iki kelime/kavram aslında.
Böyle olunca da, seminerlerde o soruyu soran aileler ve onlar gibi düşünen yüzlerce ailenin tepkisi daha bir anlam kazanıyor benim için. Tabii ki biz günlük hayatta hep ödül almıyoruz. Hatta bazılarımız hiç almıyor. Çünkü ödül almak için bir yarışmaya girmemiz ve yarışmayı kazanmamız gerekir. Örneğin benim hiç ödülüm yok. Ödülün aksine, günlük hayattta hepimiz pekiştireçle yaşıyor, pekiştireç için yaşıyoruz. İşe gidiyoruz para (pekşitireç) kazanmak için, misafirlerimize en güzel yemeklerimizi pişiriyoruz iltifat (pekiştireç) almak için, hep koyu renk
giyiniyoruz bizi zayıf gösterdiğini söyledikleri (pekiştireç) için, fakirlere yardım ediyoruz kendimizi iyi hissettiğimiz (pekiştireç) için, bazı arkadaşlarımızla olmayı diğerlerine göre daha çok tercih ediyoruz bizi güldürdükleri (pekiştireç) için, birçok seçeneğin arasından öncelikle “o” kişi ile birlikte olmak / evlenmek istiyoruz yanında mutlu/güvenli hissettiğimiz (pekiştireç) için… Bu demektir ki, aslında farkında olmasak da hiçbirimiz pekiştireçsiz yaşayamıyoruz ve hayatımız sayısız pekiştireçler üzerine kurulu, öyle değil mi? Belki pekiştireç ve ödül arasındaki anlam ayrılığını iyi yapıp doğru yerlerde kullanmaya özen gösterirsek pekiştireçlere karşı olan negatif önyargıyı da ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

 

Kaynak: ÖÇED

Problem Davranışlarla Başa Çıkma Yollarında ABA Yaklaşımının Kullanılması

ABA (Applied Behavioral Analysis), ısırma, yeme problemleri, öfke nöbetleri gibi problem davranışlarla basa çıkmada oldukça başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

Çocuğun, sosyal çevresine uyumunu zorlaştıran, kendisine ve çevresindekilere zarar veren, öğrenmesini olumsuz yönde etkileyen, öğrenme sürecini zorlaştıran, gerçek performansını göstermesini engelleyen davranışlarını “problem davranış” ya da “olumsuz davranışlar” olarak tanımlayabiliriz. Çocuklarımız çevresindekiler ile iletişim kurmak, sosyal ilgi/dikkat çekmek, duyusal uyarı elde etmek ve istemedikleri ortamdan kaçmak gibi sebeplerle problem davranışta bulunurlar. Okul öncesi dönemde en çok görülen, problem davranış örneklerini; ısırma, öfke nöbetleri, yemek yeme problemleri, uyku zamanı yaşanan zorluklar/direnme, paylaşmamak olarak verebiliriz. Aslında yetişkinler olarak hepimiz zaman zaman olumsuz duygular yaşarız. Fakat bu olumsuz duygularımızı çevre tarafından kabul edilebilir bir görüntüde sergileme becerisine sahibiz. Fakat çocuklarımız henüz bu kontrolü tam olarak sağlayamadıklarından bazen bu olumsuz duygularını bizim problem davranış olarak nitelendirdiğimiz şekilde ifade ediyorlar.

ABA (Applied Behavioral Analysis), problem davranışlarla basa çıkmada oldukça başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. ABA genel olarak davranış bilimi prensiplerini günlük hayatta, günlük ortamlarda uygulayarak bireyin yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bir bilim dalıdır. Davranışı etkileyen değişkenleri kontrol altında tutarak ya da değiştirerek, davranışı da değiştirebileceğimizi savunur. Her davranışın bir işlevi olduğunu göz önünde bulundurursak, her davranış ya öncesindeki bir olaydan tetiklenir yada sonrasındaki bir olay tarafından pekiştirilir. Dolayısıyla, problem davranışın işlevini bulmadan, davranışı değiştirmemiz pek mümkün olamamaktadır. ABA yaklaşımını kullanarak problem davranışları değiştirme yönteminde, ilk yapmamız gereken değiştirmeyi hedeflediğimiz davranışı gözlemlemektir. Bu, bize davranışı tetikleyen yada pekiştiren olay hakkında yani davranışın işlevi hakkında objektif bir hipotez geliştirmemize yardımcı olur. Davranışın işlevini bulduktan sonra çocuğa aynı işlevi verecek alternatif bir davranış öğretilip bu davranış pekiştirilir. Bu süreç içinde gözlenen problem davranışlar göz ardı edilir. Çünkü pekiştirilmeyen davranış yok olmaya mahkumdur. Bu süreç sonunda çocuğunuz çevre tarafından daha kabul edilebilir, olumlu alternatif davranışı öğrenmiş, artık pekiştirilmeyen problem davranışı ise unutmuş olacaktır. Bu yaklaşıma bir örnek vermek gerekirse, sınıfta oyuncağını elinden almak isteyen arkadaşını ısıran bir çocuğu ele alalım. Bu davranışı gözlemlediğimizde çocuğumuzun yanına gelen ve elinden oyuncağını almak isteyen her arkadaşını ısırdığını görüyoruz. Böylece hiçbir arkadaşı elinden oyuncağını alamıyor. Dolayısıyla davranış, oyuncağını kimseyle paylaşmamak olarak pekişiyor. Bu durumda yapılacak olan çocuğa “ısırmak” yerine arkadaşına “bu benim”, “benim sıram”, “paylaşmak istemiyorum” gibi, yine ısırmakla aynı işlevi görecek alternatif bir davranış öğretilir. Her fırsatta çocuğun alternatif davranışta bulunması sağlanır ve bu davranış olumlu ifadelerle pekiştirilir.
Bu süreç içinde çocuk problem davranışta bulunduğunda bu davranışa yorum yapmadan ondan beklenen alternatif davranışta bulunması sağlanır ve bu davranış pekiştirilir. Zaman içinde çocuk yeni alternatif davranışı öğrenmiş, problem davranışı unutmuş olacaktır. Bu müdahale programı uygulanırken aynı zamanda çocuğun paylaşma becerisini geliştirmek için de çalışmalar yapılır.

Bu problem davranışı değiştirme süreci içinde göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, artık pekiştirilmeyen problem davranış sönmeye başlamadan önce daha kötüleşip sonra sönmeye başlayacak olmasıdır. Ailenin ve eğitimcinin bu konuda hazırlıklı olup, istemeden problem davranışı pekiştirmemesi çok önemlidir.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

Otizm Hakkında En Sık Karşılaşılan 7 Mit…

ABD Hastalık Önleme ve Koordinasyon Merkezi’nin yayınladığı 2014 raporuna göre otizm her 68 çocuktan birinde görülmekte. Yine de otizm hakkındaki bilgiler yetersiz ve belirsizlikler otizm hakkında mitlerin yayılmasına neden oluyor. Doğru ve etkili bir müdahale tekniğine başlamada zaman kaybetmemek adına bu mitlerin aileler tarafından bilinmesi büyük bir önem taşıyor. İşte otizm hakkında en sık karşılaşılan 7 mit…

1. ‘Otizmin sebebi soğuk, ilgisiz ve patolojik annelerdir”
1940’lara hakim olan bu düşünce 1960’lara gelindiğinde bilimsel olarak çürütülmüştür. Bu yanlış kanı, otizmle ilgili ilk makaleyi yayımlayan Kanner’ın kendi hastası olan çocukların anneleri hakkındaki gözlemlerine dayanmaktadır. Hatta, bu anneleri betimlemek için ‘buzdolabı anne’ kavramını ortaya atmıştır. O dönemin siyasi ve sosyal olayları göz önüne alındığında ortaya atılan bu kavram ve yaklaşım yadırganmamalıdır. Bu görüşler ne yazık ki o dönemlerde oldukça ses getirmiş, birçok anne çocuğunun durumundan kendini sorumlu tutmuş ve suçluluk duygularına kapılmıştır. 1960’lara gelindiğinde tüm bu iddiaların asılsız olduğu yapılan bilimsel çalışmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Ancak günümüzde klinik ortamlarda yapılan aile görüşmelerinde halen daha ilgi eksikliğinden dolayı çocuğunun otizm olduğunu düşünen anneler ile karşılaşılmaktadır.

2. ‘Ailesel özellikler otizmin nedenlerindendir’
Ailenin sosyo-ekonomik özellikleri, aile bireylerinin kişilik özellikleri ve ailenin çocuk yetiştirme tarzları otizmin nedenleri arasında gösterilmiştir. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar ile ailenin sosyo-ekonomik özellikleri veya aile bireylerinin kişilik özellikleriyle otizmin ilgisinin olmadığını ortaya çıkarılmıştır. Otizmin ebeveyn yaşı ile ilgisinin olduğunu ortaya koyan çalışmalar mevcuttur. Ebeveyn yaşı ile ilgili olarak yapılan son çalışmalarda baba yaşının 35’ten fazla olmasının çocuğunun otizmli olma riskini arttırdığı bulgusu elde edilmişken, anne yaşıyla ilgili bilgilerin değişkenlik gösterdiği görülmüştür.

3. ‘Teknolojik aletler otizme yol açar’
Otizmli çocukların teknolojik aletlere olan yoğun ilgisi ‘Teknoloji otizme mi yol açıyor?’ sorusunu akıllara getirmiştir. Klinik ortamlarda yapılan aile görüşmelerinde ‘Bebekken çok televizyon izledi’, ‘Tablet elinden hiç düşmezdi’, ‘Telefonu elinden alamazdık’ gibi ifadeler ile sıklıkla karşılaşılması otizmle ilgili meraklı bakışları bir anda teknoloji dünyasına çevirmiştir. Bilimsel çalışmalar otizm özellikleri gösteren çocukların önemli bir bölümünün görsel uyaranları işitsel uyaranlara kıyasla daha kolay algıladıklarını ve kullandıklarını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, teknolojik aletlerin otizme yol açmadığı, aksine otizmli çocukların var olan ilgilerinin uygun şekilde kullanılmasıyla daha hızlı beceri edinimini sağladığı ortaya çıkarılmıştır.

4. ‘Aşılar otizme yol açar’
Günümüzde de devam eden bu inanış MMR aşısı diye adlandırılan kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşılarının otizme yol açtığını savunmaktadır. Aşı-otizm ilişkisini araştırmak için ABD’de yapılan bir çalışma OSB tanılı çocuklarda otizm belirtileri ve gelişim geriliği belirtilerinin ortaya çıkması ile MMR aşısı arasında bir ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Diğer taraftan MMR aşısıyla ilgili tartışmalar, bazı ülkelerde bu aşıdan vazgeçilmesine yol açmıştır. Örneğin, Japonya’da 1988-1996 yılları arasında OSB tanısı alan çocukların izlenmesi ile ilgili bir çalışmada 1993 yılında MMR aşısı durdurulduktan sonra otizm tanısında hiçbir azalma olmadığı, aksine artış olduğu bulgusu edinilmiştir. Dolayısıyla, günümüzde aşıların otizme neden olduğuna dair hiçbir bilimsel veri mevcut değildir.
Yukarıda açıklanan otizmin sebeplerine yönelik 4 mitin otizmin neden(ler)i konusunda halen net bir bilginin olmayışından kaynaklandığı göz önünde bulundurulmalıdır.

5. ‘Otizmlilerin hepsinde zeka geriliği vardır’
Halen günümüzde otizm denildiğinde ilk olarak zeka geriliğinin akla geldiği görülmektedir. Otizmli çocukların sözel iletişim becerilerinde yaşadıkları aksaklıklar, sergiledikleri davranışsal farklılıklardan dolayı toplum tarafından zeka geriliğine sahip bireyler olarak değerlendirildikleri gözlenmektedir. Halbuki otizmli bireylerin yaklaşık %40’ında çeşitli seviyelerde zeka geriliği görülmekte olup %60’nda herhangi bir zeka geriliği görülmemektedir.

6. ‘Otizmliler çok zeki olur’
Otizm spektrum bozukluğuna sahip çocukların diğer gelişim alanlarında sergiledikleri performansa göre teknolojik aletlerin kullanımında çok daha iyi bir performans sergiledikleri görülmektedir. Bu durum örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun ebeveynlerinin ‘Ben açıp-kapamayı bilirken çocuğum internette istediği videoyu bulup izleyebiliyor, çok zeki’ yanılgısına düşüp çocuklarının üstün bir performansı olduğu düşüncesine kapıldıklarını göstermektedir. Oysa yukarıda da bahsedildiği üzere bu durum bir zeka belirtisi değil, otizm özellikleri gösteren çocukların önemli bir bölümünün görsel uyaranları işitsel uyaranlara kıyasla daha kolay algıladıklarının ve kullandıklarının bir göstergesidir.
OSB olan bireylerin daha zeki algılanmasının bir diğer sebebi de bir kısmının sınırlı bir alanda yoğun ve sıra dışı ilgilerinin olmasıdır. OSB olan bazı bireyler bazı konulara aşırı ilgi duyarak o konu hakkında en ince ayrıntılara sahip olabilirler. Örneğin, günlük hayatta meydana gelen olayların tarihlerini ezbere bilmek gibi. Bu durum ailelerin çocuklarının çok zeki olduğu yanılgısına kapılmalarına yol açmaktadır. Bu durum bir zeka göstergesi değil, otizmi olan bireyin ‘ilgi takıntısına’ sahip olduğunun bir göstergesidir.

7. ‘Otizmi olanlar öğrenemez’
Aileler çocuklarının doğal yollardan bir şeyleri öğrenemediğini fark edip öğretmeye çalıştıklarında başarısız olup düştükleri bir yanılgıdır. Otizmli bireylerin normal yollarla öğrenemediği gözlenmekte ve bilinmektedir. Bu durum araştırmacıları çalışmalar yapmaya yönlendirmiş ve günümüzde bilimsel olarak ispatlanmış en etkili yöntem olan Applied Behavior Analysis’in (ABA), Türkçesi ile Uygulamalı Davranış Analizi (UDA), ortaya çıkması sağlanmıştır. ABA’e dayalı yöntemler üst üste ve sık tekrarlardan oluşmaktadır. Bu durum otizmli çocukların öğrenmelerini kolaylaştırmaktadır. Otizmin bazı çocuklarda üstesinden gelinebilir bir yetersizlik olduğunu öne süren ilk uzman olan Ivaar Lovaas ‘Bir çocuk bizim yaptığımız öğretimle öğrenemiyorsa, çocuğun öğrenebildiği şekilde öğretim yapmalıyız.’ diyerek alıştığımız geleneksel öğretim kalıplarının dışına çıkma gerekliliğini dile getirmiştir.

 

Psikolog Elif Sanal ÇALIK

Algı Aba Terapi Merkezi Yardımcı Direktör

Kaynak: http://www.oced.org.tr/otizm-hakkinda-7-mit/

A.A.A.’nın Aile Memnuniyet Mektubu

Merhaba Algı ABA Ailesi,

Öncelikle yolun başında olup, kendisini çaresiz hisseden ebeveynlere ışık tutması açısından kısaca bizim için sürecin nasıl başladığından bahsetmek isterim.

Oğlumuz A,’nın bizim ilk ve tek çocuğumuz olması ve gelişimini kıyaslama imkânımız olmamasının da etkisiyle doğumundan 1,5 yaşına kadar olan dönemde ismini seslendiğimizde bakmaması haricinde herhangi bir farklılığı olduğunu düşünmedik. Yaşında yürüdü ve yaşında ilk kelimelerini söyledi. 1,5 -2 yaş arası dönemde ise 1,5 yaşındayken 20 civarına ulaşmış olan kelime sayısının artmak yerine 5 kelimeye kadar düşmesi, herhangi bir komut almaması ( ver, getir, götür… vs gibi ), bizleri taklit etmemesi ( el sallayarak bay bay yapmaması, … ) oyuncak arabalarıyla işlevine uygun oynamak yerine sadece tekerleklerini çevirmeye odaklanması gibi olağandışı davranışlar göstermesi bizi acilen bir çocuk psikiyatrına başvurmayı sevk etti.

Psikiyatrik inceleme sonucunda, çocuğumuzun henüz 2 yaşında olması nedeniyle net bir teşhis konulamayacağı, fakat belirtilerin otizm spektrum yelpazesinde yer aldığı, bu nedenle acilen özel eğitime başlaması gerektiği söylendi.

Anne baba olarak ilk şoku ve korkuyu atlatır atlatmaz bu konuda özel eğitim veren kurumları araştırdık. Bu esnada Youtube’ da Algı ABA Terapi Merkezine ait gelişim videolarını izledik ve kat edilen mesafelerden etkilendik. Kurumdan randevu aldık ve bizimle görüşmeyi yapan asistanınız bizlere oldukça detaylı bir şekilde kurumu ve sistemin işleyişini anlattı. Kendisinin güven veren yaklaşımı ( bizlere desteği burada olduğumuz süre boyunca aynen devam etmektedir ) neticesinde oğlumuzun eğitimi için doğru adreste olduğumuzu düşündük.  A. ilk birkaç gün derse girmemek için aşırı direnç gösterdi ve çok ağladı. Yalan söylemeyeceğim, oğlumun benden medet umarak ağlayan halini görüp içim parça parça olurken hiçbir şey yapmayarak izlemek kurumda geçirdiğim en zor dakikalardı. Bu esnada, süreç boyunca en büyük desteğimiz ve şansımız olan sevgili terapistimiz devreye girdi ve A’nın dikkatini çekmeyi ve direncini kırmayı başardı. İlk günden itibaren sadece eğitmen kimliğiyle değil, sevgiyle yaklaşarak oğlumuzun güvenini kazanması ilk aydan meyvelerini verdi. Birinci ayın sonunda A’ nın elinde nesne tutması tamamen kayboldu, sonraki 1-2 ayda kendi etrafında dönmeleri azaldı. Şu ana kadar birlikte geçirdiğimiz 7 aylık eğitim süreci neticesinde oğlumuz oyuncakları işlevine göre kullanmaya, komut almaya, konuşarak bizlerle iletişim kurup sevgi göstermeye başladı.  Bu noktada koordinatörümüzün katkısından bahsetmemem haksızlık olur. Oğlumuzun gelişimini günü gününe takip ederek bizleri evde nasıl davranmamız gerektiği konusunda bilgilendiren, ‘’ doğru bildiğimiz yanlışlar’’ımıza konusunda bir uyaran ve yönlendiren koordinatörümüz sayesinde eğitim ve ev hayatında paralel davranarak çok şükür ki kısa sayılabilecek bir zamanda çok büyük bir yol katettik.  Bu yolda emeğiyle ve sabrıyla bizlere destek veren Algı ABA ailesine çok teşekkür ediyoruz. Bu meşakkatli yolda çaba sarf eden herkesin yolunun açık olmasını, çabalarının karşılığını almasını temenni ediyorum.

                                                                                                                                                               Meltem A.

 

Kaynaştırma Eğitimi Yol Haritası

Gelişimsel farklılık gösteren çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor ancak toplum olarak halen kaynaştırma eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.

Kaynaştırma eğitimi nedir?

Özel eğitime ihtiyacı olan çocukların, örgün ve yaygın eğitim kurumları içerisinde, yaşıtlarıyla birlikte aldıkları eğitime kaynaştırma eğitimi adı veriliyor. Her insanın olduğu gibi gelişimsel farklılıklar gösteren çocukların da sosyalleşmek, yaşıtlarıyla ilişki kurmak, sevilmek, değer görmek gibi ihtiyaçları var. Bu, onların en doğal hakkı olduğu kadar toplumun farkındalığının artması için de önemli bir süreç. Ancak ne yazık ki kaynaştırma eğitiminde ailelerin ve öğrencilerin karşılaştıkları sorunlar halen devam ediyor. Bu yazıyı yazmamdaki amaç kaynaştırma eğitimi konusunda okullara, ailelere yardımcı olabilecek bir kontrol listesi (check list) oluşturmak.

Bir okuldaki kaynaştırma seminer paylaşımında öğretmen arkadaşların kendilerini yalnız hissettiklerine ve bu sorumluluğu almaya çok gönüllü olmadıklarına şahit oldum. Burada önemli olan konunun ailelere ve öğretmenlere iyi anlatılması, kaynaştırmadan sadece öğretmenin sorumlu olmadığının farkına varılması. Kaynaştırma yol haritası ile check list yaparak idare, aile, öğretmen işbirliğiyle güzel ilerlemeler sağlanabilir.

Checklistte neler olmalı?

. Okul yönetimleri tarafından tüm öğretmenlere kaynaştırma eğitimi bilgi semineri verilmesi,

. Okul yönetimleri tarafından “Özel çocuk kimdir?”, “Farklılıklara neden ve nasıl kucak açmalıyız” konularında tüm öğrenci ve velilere yönelik seminerler düzenlenmesi,

. Okul yönetimlerinin “BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı) nedir, nasıl hazırlanılmalı, özel çocuğun kaynaştırma mantığı ve topluma kazanımı” seminerlerinin tüm öğretmenlere verilmesi,
. Rehber öğretmen ve aile arasında tanılama konusunda uzlaşı sağlanması, işbirliği içinde görüşmeler yapması, işbirliğinin kabullenilmesi,
. Ailenin gölge abisi, ablası var mı? Yoksa sağlanacak sınıfta bulundurulacak mı?
. Çocuğun özel eğitim alması sağlandı mı?
. Çocuğun özel eğitim merkeziyle işbirliği sağlandı mı?
. Çocuk psikiyatri konsültasyonu aldı mı, ilaç kullanımı takip ediliyor mu?
. Çocuk nöroloji konsültasyonu aldı mı?
. Çocuk beslenme metabolizma konsültasyonu aldı mı?
. Çocuğun takvim yaşı, gelişim yaşı ayrıntılı testlerle raporlandı mı?
. Çocuk için BEP kurulu ne sıklıkta işbirliği içinde?

Tüm bunların komplike bir çalışma ile rehber öğretmen ve aile işbirliğinde takip edilmesi gerekir. Bu yazıyı okuyan bazı kişiler “Tüm bunlar nasıl yapılacak?” diye düşünebilir. Ama bilinmeli ki, normal kavramı değişiyor, özel çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. Ve bu çocuklar herkesle aynı anda, aynı eğitimle ilerlemek zorundalar. Dolayısıyla kaynaştırmaya ayak diremeden, bu doğrultuda hareket eden okullar ve yöneticiler tecrübe kazanma konusunda bir adım öndeler. ÖÇED olarak biz bu konuda ücretsiz seminerler vermekteyiz. Kaynaştırma için nasıl organize olunması gerektiği konusunda desteğe ihtiyaç duyanlar konu hakkında bizimle iletişime geçebilirler.

 

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS
Algı Özel Eğitim Kurumları Direktörü

Otizm

Otizm

Otizm

Otizm, nedeni tam olarak bilinemeyen, çocuğun sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını engelleyen veya etkileyen, sınırlı tekrarlayan davranışlar ve sınırlı ilgi alanları ile kendini gösteren, dilin gelişiminde gecikme ve problemler yaratan Yaygın Gelişimsel Bozukluk çeşididir. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyen ve kişinin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkmaktadır.

Beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından ya da işleyişinden kaynaklandığı kabul edilen Dünya’nın her yerinde, her toplumunda ve her kültürde görülen bir bozukluktur. Ülkemizde son yıllarda yapılan araştırmalara göre oranın 68 çocukta 1 olduğu görülmektedir.

– Toplumsal, sosyal ve duygusal gelişimdeki kısıtlılık ve problemler,

– Değişik ortamlara göre davranışlarını ayarlayamamak,

– Taklide dayalı öğrenmenin azlığı,

– Arkadaşlık ilişkisi geliştirememek, sürdürememek ve ilişkilerini anlayamamak,

– Konuşulan kelimeleri tekrarlamak (ekolali) veya konuşmada akranlarının gerisinde kalmak,

– Sesin volumünü ayarlayamamak( bağırarak/çok sessizce konuşmak)

– Söyleneni işitmiyor gibi davranmak,

– Mecaz kelimeleri/espirileri anlamakta güçlük çekmek,

– Başkalarının yüz ve beden ifadelerini anlayamamak

– Öğrenmede güçlük çekmek,

– Parmağıyla istediği şeyi göstermemek,

– Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermemek,

– Hayali oyunu paylaşamamak ,

– Duygularını başkaları ile paylaşamamak, başkalarının gösterdiği duygulara karşılık verememek,

– Parmak ucunda yürümek,

– Tekrarlayıcı davranışlar,

– Göz temasından kaçınmak veya çok kısa süreli kurmak,

– Gözleri birşeye takılıp kalmak,

– El-kol çırpmak,

– Garip el hareketleri yapmak,

– Aşırı neşe, hırçınlık veya donuk yüz ifadesi,

– Sallanmak, kendi çevrelerinde dönmek,

– Dönen eşyaya ilgi duymak, döndürmek veya sıraya dizmek

– Oyuncaklarla oynamayı bilmemek,

– Kokulara, tatlara veya bazı kumaşlara karşı duyarlılık

– Kafa vurmak, kendine vurmak.

– Aynılık konusunda direnme, değişikliklere karşı esneklik göstermemek

– Bekleyememek söz konusudur.

Bu temel belirtilere ayrıca onların hayatını kötü etkileyen aşırı hareketlilik, uyku sorunu da sıklıkla eşlik etmektedir. Bu çocuklar için doktora başvurmanın temel nedeni dil gelişimindeki gecikmeler olmaktadır. Büyük bir kısmında konuşma hiç gelişmezken, bir kısmında gelişmektedir.

OTİZMİN NEDENLERİ

Bütün gelişimsel bozukluk ya da yetersizliklerde olduğu gibi, otizminde gerçek anlamda nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, günümüzde bir görüşe göre; nörolojik işlevlerdeki bozukluğun otizmi tetiklediği, genetik faktörlerden kaynaklandığı ve çevresel faktörlerden etkilendiği ileri sürülmektedir.

Gen – Otizm İlişkisi

Her ne kadar genetik faktörlerin rolü kabul edilmiş olsa bile, hangi genetik mekanizmaların otizme yol açtığı henüz saptanamamıştır. Otizm alanındaki risk faktörlerini ve genetik çalışmaları desteklemek için, ikiz araştırmaları, genetik değişimler ve beyin yapısını araştıran bilimsel çalışmalar yürütülmüştür. Son yıllarda otizmle ilgili yapılan genetik araştırmalar sonucunda, otizmin teşhisinde yeni gelişmeler olmuş ve ailelere genetik danışmanlık önem kazanmıştır.

Çevre – Otizm İlişkisi

Genetik faktörlerin otizmle ilişkisini bulmayı hedefleyen araştırmalar, otizmin birçok faktöre bağlı bir bozukluk olduğunu göstermektedir. Pek çok çevresel, fiziksel ve kimyasal etkenin otizme yol açtığı düşünülmekte olup, bu çevresel ve kimyasal etkenler arasında; aşılar, beslenme, annenin gebe iken geçirdiği enfeksiyonlar ve çevresel kirlilikler sayılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların bağışıklık sistemlerinin zayıf olduğu, alerjik bünyeli oldukları ve hastalıklara sık sık yakalandıkları söylenmektedir. Çevresel pek çok etken araştırılmakla birlikte otizmin nedenini açıklayan henüz bilimsel bir veri yoktur.

OTİZİMİN ERKEN TEŞHİSİ

Erken tanı eğitimin biran önce başlatılması açısından önemlidir. Çünkü, küçük çocuklar öğrenme çağlarında büyük potansiyel taşırlar ve verilen eğitimden büyük yaştaki çocuklara kıyasla daha fazla yarar görürler. Uzmanlar ve araştırmacılar, çocuk gelişimindeki erken kritik yaşlardan sonra fazla bir gelişme olmayacağını saptamışlardır. Hatta bu çocukların diğer çocuklar gibi kendilerine özgü bir öğrenme teknikleri olmadığı için, bir süre sonra mevcut potansiyellerini de kaybettikleri, düzeltilmesi zor bazı durumlara gelebildikleri de bilinmektedir. Birçok araştırma göstermiştir ki, erken yaşta tanı konan ve eğitimine başlanan pek çok otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa bazı becerileri kazandırmak ve onları üretken, kendine yeterli hale getirmek mümkün olabilmiştir.

Otizm tanısı çocuk psikiyatristleri tarafında konulmaktadır. Gözleme dayanarak ve aileden alınan bilgilere göre tanı konur. Otizm, çocuklarda bazı belirtilerle ortaya çıkar. Belirtilerin tamamının bir çocukta görülmesi şart değildir. Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuklar bu davranışları hafiften ağıra değişen ölçülerde sergileyebilirler. Belirtilerin bazıları zaman içinde kaybolup, bazıları da yine zaman içinde ortaya çıkabilirler.

Otizm tanısı konurken uzmanların baktıkları özellikler:

Göz teması yoktur veya kısıtlıdır,

İlgisizdir,

Başka çocuklarla oynamaz,

Oyunlara bir yetişkinin yardımı ve ısrarı ile katılır,

Gereksinimlerini bir yetişkinin elini kullanarak ifade eder,

Kendisine söylenenleri tekrarlar,

Uygunsuz gülme ve kıkırdamaları vardır,

Hayal gücüne dayanan, yaratıcı oyunlar oynamaz,

Değişiklikten hoşlanmaz,

Tek bir konu hakkında durmadan konuşur,

Bazıları sosyal beceri gerektirmeyen müzik, boz-yap oyunları gibi faaliyetlerde çok başarılıdır,

Nesneleri çevirir veya döndürür.

Çocuk bunları çoğunu yapıyorsa tanı koyarlar.

OTİZMİN TEDAVİSİ

Bugün için otizmin kesin bir tedavisi yoktur. Hastalık hayat boyu süren kalıcı bir rahatsızlıktır. Ancak gerek yaşla, gerek erken müdahale ile belirtilerin sıklığında ve şiddetinde değişiklikler görülür. Belirtilerin bir kısmı kaybolur, bazı yeni belirtiler açığa çıkabilir. Bugün için en temel tedavi şekli özel eğitimdir. Gelişmiş ülkelerde otizmli çocuklar için hazırlanmış özel eğitim programları mevcuttur. Ülkemiz henüz bu açıdan hazırlık aşamasındadır. Eğitim programlarının esasını davranış ve konuşma terapileri oluşturur. Son zamanlarda her bir otizmli çocuğun özelliklerine ve gereksinimlerine uygun bireysel terapiler geliştirilmektedir. Tüm bu tedavilerde amaçlanan çocuğun öz bakımını kendi kendine gerçekleştirmesi, öğrendiklerini karşılaştığı yeni durumlarda da kullanmayı öğrenerek sosyal yaşama uyumunun artmasıdır. Son çalışmalar göstermiştir ki, son 10 yılda tanı konan otizmli çocuklar öncekilere oranla daha iyi durumdadır, çünkü bunlara daha erken yaşta eğitim tedavisi başlamıştır. Bu nedenle otizmin erken yaşta tanısı önemlidir. Özellikle küçük çocuklarda kesin bir tanı koymak her zaman olanaklı değildir, normal gelişen çocukların dahi bazen gelişimleri sırasında geçici olarak otizm belirtileri gösterebildikleri bilinmektedir. Dolayısı ile bazen tanı konmadan da eğitim açısından hazırlıklı olmak, bu tip çocukları kısa aralıklarla izlemek ve değişik disiplinlerden gelen uzmanların birarada değerlendirilmeleri gerekebilir. Otizmde ilaç tedavisi, bazı durumlarda değişik nedenlerden ötürü uygulanabilir. Özellikle epilepsi (sara) nöbetleri otizmlilerde sık görülür ve tedavi edilmezse olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ayrıca hiperaktivite, depresyon, düzen bozucu davranış, saldırganlık, uyku ve yeme sorunları bazı otizmlilerde ilaç kullanımını zorunlu kılacak ölçüde şiddetli olabilir. İlaçlar otizmi tedavi etmez, ancak eğitimi olanaksız kılan durumlarda veya sorunlar ailenin baş edemeyeceği boyutlara vardığında gerekli olabilir. Gelişigüzel ve belli bir amaca yönelik olmaksızın ilaç kullanılması sakıncalı olup, otizm konusunda uzmanlaşmış hekimlerin ilaç önermesi daha uygundur. Bilimsel olarak destek görmese de, özellikle A.B.D.’de otizimli çocuklarda yüksek doz vitamin ve diyet uygulamaları çok yaygındır. Yararı tartışmalıdır. Eğitim ve ilaç tedavilerinin yanısıra daha pek çok yardımcı teknik vardır. Bunların bir kısmı çok tepki görmektedir, bazıları ise çok günceldir.

Tedaviden; Otizmli çocuğun sosyalleşmesi, dikkat eksikliklerinin azalması, bilişsel fonksiyonlarının gelişmesi, davranış problemlerinde azalma, dil gelişiminin sağlanması, stereotip davranışların ortadan kalması, motor becerilerinin gelişmesi ve kendini ifade edebilmesi beklenmektedir.

OTİZİMLİ BİREYLERİN HAKLARI

Otizmli insanlar; Avrupa’lı nüfusun sahip olduğu, kendileri için uygun ve yararlı olan bütün haklara aynen sahip olmalıdırlar. Bu haklar, her ülkede yapılacak yasal düzenlemelerle, özendirilmeli, uygulanmalı ve korunmalıdır.

Otizmli bireyler;

Yeteneklerinin elverdiği ölçüde bağımsız ve eksiksiz bir yaşam sürmeye,

Kolay ulaşılabilir, tarafsız ve doğru tıbbi yardım almaya,

Kolay ulaşılabilir ve uygun eğitim almaya ve onların temsilcilerinin; geleceklerini etkileyen kararlar alınırken, olanaklar elverdiği ölçüde, katılımda bulunmaya ve isteklerinin dikkate alınmasına ve saygı görmesine,

Yararlanabilecekleri,elverişli barınma olanaklarına sahip olmaya,

Ayırımcı ve tekdüze olmayan, bireyin yeteneklerini ve tercihlerini dikkate alan bir iş hayatına ve meslek eğitimi olanağına,

Otizmli bireylerin, yiyecek, giyecek, barınma ve diğer gereksinimlerini karşılamaya yetecek bir gelir veya ücrete sahip olmaya,

Refahlarını temin etmek için sağlanan hizmetlerin geliştirilmesinde ve yönetilmesinde, olanaklar elverdiği ölçüde, katılımda bulunmaya,

Saygın, bağımsız bir üretken hayat sürdürebilmeleri için gerekli; malzeme, yardım ve destek hizmetlerini alabilmeye,

Fiziksel, zihinsel ve ruhsal iyilikleri için; koruyucu önlemler ve bireyin menfaatleri önde tutularak planlanmış tıbbi ve medikal tedavileri de kapsayan uygun tıbbi yardım almaya, sahip olmaya,

Seyahat ve hareket özgürlüğüne sahip olmaya,

Kültür, eğlence, sosyal, spor faaliyetlerine katılma ve bunlardan yararlanmaya,

Toplum içindeki bütün faaliyetlerden, hizmetlerden ve aktivitelerden eşit yararlanmaya,

Evlilik dahil, bütün cinsel ve diğer ilişkilere baskı altında kalmaksızın sahip olmaya Ve temsilcilerinin yasal olarak temsil edilme, yardım alma ve bütün kanuni haklarının korunmasına,

Psikiatri hastanelerinde veya diğer bakım enstitülerinde korku içinde yaşamaktan ve izole edilmekten korunmaya,

Kötü muamele görmekten ve ihmale uğramaktan korunmaya,

Farmakolojik olarak suistimal edilmekten korunmaya,

Ve temsilcilerinin kendileri ile ilgili bütün kişisel, tıbbi, psikolojik, psikiatrik ve eğitimsel kayıtlara ulaşabilmeye,

Hakları vardır,bu haklar kaldırılamaz ve sınırlanamaz. Anayasa ve yasalarla korunmaktadır.

1 2

Search

+