fbpx
ABA Eğitim Danışmanı

ABA Eğitimi Danışmanlık Hizmetlerimiz Devam Ediyor

Özel Tekirdağ Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ile devam ettirdiğimiz ABA eğitimi danışmanlık hizmetimiz başta otizm olmak üzere özel gelişim gösteren çocuklara umut olmaya devam ediyor.

ABA Eğitim Danışmanı

“Erken destek eğitim birimi” yapılanması için danışmanlık hizmeti alan Tekirdağ Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi Öğretmenleri Algı Grup bünyesindeki AR-GE birimimiz olan Algı ABA Terapi Merkezimizi yerinde ziyaret ederek öğrencilerimizin seans gözlemlerini yaptılar.

ABA Eğitim Danışmanı

Düzce Üniversitesi’nde 7 Dokunuş Semineri Gerçekleştirdik

Düzce Üniversitesi PDR bölümünün düzenlemiş olduğu Güz Dönemi Kapanış Şölenine Algı ABA Terapi Merkezi olarak katılım gösterdik.

Algı Grup Yöneticisi Selim Parlak ve Algı ABA Terapi Merkezi Program Koordinatörü Klinik Psikolog Özge Özgeç Gürel’in anlatımıyla «Özel Eğitimde İyi Örnekler “7Dokunuş Vaka Sunumu semineri” 26 Aralık Çarşamba günü Cumhuriyet Konferans Salonunda Saat 13.00-14.20 arası düzenlendi,

Program sonunda Düzce Üniversitesi PDR Topluluğu, Selim Parlak ve Özge Özgeç Gürel adına TEMA Vakfı aracılığıyla bağış yaptıkları kartı takdim ettiler,

Eğitim Merkezi Yönetimi

Eğitim Merkezi Yönetimi

Bazen diyorlar ki, “Çok ticarisiniz…” Bu yazımda eğitim merkezi açma ve bunu başarıyla sürdürebilme döneminde yaşanabileceklerden bahsetmek istiyorum. Bu öyle kolay olsaydı, her kurum açan en az 10-15 yıl devam ettirebilirdi diye düşünüyorum.

“Uzaktan davulun sesi hoş gelir” diye bir söz vardır. Bizim mesleğimizde de durum biraz böyle. Eğitim kurumu demek marka demek, kurumsallık demek, patent demek, markanı bir başkası kullanmasın diye para yatırımı yapmak demek. Sonra senin markanı buna rağmen kullananlara karşı uyarmak, gerekirse hukuki süreçlere girmek demek…

Eğitim kurumu demek fatura demek, muhasebe demek, vergi demek, girdi-çıktı demek, muhasebeci, mali müşavir demek…
Eğitim kurumu demek, personel demek, güvenmek demek, yetiştirmek demek, zaman ayırmak demek…

Nereden bilirsin ki yetiştirdiğin personel seni yüz üstü bırakmayacak… Tüm bunlar maddi gücü olduğu kadar insan sarrafı olmak zorunluluğunu da getiriyor.
Eğitim kurumu demek, veli demek, çocuk demek… İyi niyetle hareket etmek demek. Manevi bir hissiyat ve iyi duygular demek.

Bunların yanında yeri geliyor paranı tahsil etmekte zorlanıyorsun. Hatta aradan aylar, yıllar geçiyor, arıyor, ulaşamıyorsun. Ondan alamadığın ödeme, senin diğer ödemelerini aksatıyor…

Eğitim kurumu demek karşında çalıştığın firmanın naylon fatura kullanıp kullanmadığını müneccimlik ile bilmek demek. Bilmezsen vergi dairesi sana öğretir demek.

Eğitim kurumu demek eğitime para ayırmak demek. Nereye gideceği belli olmayan, hayat amacını oturtamamışlar ile karşılaşırsan sürekli personel sirkülasyonun olur demek. O zaman yenisini bulman gerekir ve onu yetiştirmek için de ekstradan personel maaşını senin ödemen gerekir. Dolayısıyla bu da zaman kaybı, para kaybı demek.

Ama bunlar hizmet alanın bilmediği, görmediği, duymadığı, bizim de onlara yansıtmamak için var gücümüzle çalıştığımız konular…

Eğitim kurumu demek, kaliteli eğitim demek. Sistem demek. Zamanı yönetmek demek. Öncelikleri belirleyip doğru planlamayı yapabilmek demek. Bunları yaparken maddiyatın tuzağına kapılmamak için çaba sarf ederken, kaygı seviyesi yüksek ailelere hizmetin en iyisini sunabilmek için yaptığımız çalışmaları biraz anlatmak, iç dökmek istedim. Değerlendirme ve eleştirilere her zaman açığız yeter ki iyi niyetli davranalım ve empati kurmayı unutmayalım.
Sistemli hareket etmenin başarıdaki payı yadsınamaz, bu bir çocuğun eğitimi için olduğu kadar kurumların başarı tablosu için de gereklidir.
Anlatmak istediklerime aslında satırlar ve sayfalar yetmez. Bu yüzden yazıma burada son veriyorum.

Yazı: Selim PARLAK / Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

ABA Terapisi Eğitim Serisi 7. Dönem 4. Modül Gerçekleşti

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü Nicky Nükte Altıkulaç’ın anlatımıyla ABA Terapisi Eğitim Serisinin dördüncü modülü 09 Aralık 2018 Pazar günü gerçekleşti.

ABA (Uygulamalı davranış analizi) alanında çalışacak profesyonelleri yetiştirmek üzere All Kids First, LLC. ve Algı Grup işbirliği ile eğitim serisi düzenlenmektedir. ABA Yöntemlerinin 5 modüllük serinin 4. Modül eğitimi ABA Yöntemlerinden FBA (Functional Behavioral Analysis) / Fonksiyonel Davranış Analizi 09 Aralık 2018  Pazar günü Algı Özel Eğitim Merkezi Seminer Salonunda gerçekleşti.

ABA Yöntemlerinden FBA (Functional Behavioral Analysis) / Fonksiyonel Davranış Analizi

  • Modül 1, 2 ve 3’un kısaca gözden geçirilmesi
  • FBA /Islevsel Davranış Analizi nedir? Hangi durumlarda kullanılır?
  • FBA’de kullanılan teknikler nelerdir?
    • DRİ
    • DRA
    • DRO
    • DRL
    • DRH
  • Problem davranışı nasıl gözlemleriz?
  • Nasıl veri toplarız?
    • ABA gözlem formu
    • Aileyle/öğretmenle görüşme formu
    • Günlük program formu
    • Scatterplot formu
    • MAS formu
    • QAFB formu
  • Bu verileri nasıl değerlendiririz?
  • Davranış planına nasıl karar veririz?
  • Planın uygulanması
  • Veri toplanması ve değerlendirilmesi
  • Katilimcilarin soruların cevaplanması

Devam edecek olan eğitim serilerinin tarihleri;

5. Modül- 10 MART 2019 pazar,

aba-terapi

Engellilik Araştırmaları Konferansında Çalıştay Düzenledik

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDEN ENGELLİLİK ARAŞTIRMALARI KONFERANSI ve “ABA TERAPİ ATÖLYESİ”
İstanbul Üniversitesi Engelliler Uygulama ve Araştırma Merkezi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı Engelliler Müdürlüğü ortaklığıyla düzenlenen “Dünden Bugüne Engellilik” temalı Engellilik Araştırmaları Konferansı 15-16 Kasım 2018 tarihleri arasında, Üniversite’nin Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı.

16 Kasım 2018 Cuma günü saat 11.30-12.30 arasında “ABA Terapi ile Öğretim Süreci ve Bir Vaka Sunumu”‘nu Algı Grup kurucularından Selim Parlak, Algı ABA Terapi Merkezi Koordinatörü Özge Özgeç Gürel ve ABA Terapisti Hazal Önder tarafından 3 nolu salonda gerçekleşti.

Çalıştayda, data analiz formlarının öğretimi gerçekleşti ve uygulamalı olarak katılımcılardan bu data analizlerin doldurmaları istendi.

Soru-cevap ve öğretim şeklinde geçen çalıştaya katılım oldukça yoğundu.

Ayrıca Yedi Dokunuş atölyemizin yanı sıra konferansta 15 uygulamalı atölye; Danstan tasarıma, eğitimden bağımsız yaşama, engellilik deneyiminin farklı boyutları uygulamalı atölyelerde katılımcı ortamlar yaratarak deneyimlendi.

Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencileri Algı ABA Terapi Merkezini Ziyaret Etti

Algı Grup ve Koç Üniversitesi işbirliği çerçevesinde Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. Sınıf Psikiyatri Stajı kapsamında, 15 Kasım 2018 tarihinde Otizm Spektrum Bozukluklarında kanıta dayalı özel eğitimleri yerinde gözlemlemek ve tartışmak amacıyla, Algı Özel Eğitim Kurumları merkezlerimize ziyaret gerçekleştirmişlerdir.

Algı ABA Terapi Merkezi ve Algı Özel Eğitim Merkezi’nde eğitim gören özel gereksinimli çocuklarımızın seanslarını gözlemleyen öğrenciler, Özel eğitim sürecinde aile desteğinin önemi, Çocuğun alacağı tanıya karşı ailelerin göstermiş olduğu dirençler, Çocukların eğitim programlarının içerikleri, Öğretmenlerin ailelere seanslar hakkındaki geri bildirim aktarılması konularında bilgi sahibi oldular;

Gözlem sonrasında Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, çocukların terapist ve koordinatörlerinden ayrıntılı bilgiler aldılar.

Soru cevap şeklinde gerçekleşen kısa toplantıda Algı Özel Eğitim Kurumları kurucularından Parin Yakupyan, Koç Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Dr. Tuba Mutluer, Algı Özel Eğitim Merkezi Aile Danışmanı/Psikolog Türker Omcacıoğlu ve Algı ABA Terapi Merkezi Yardımcı Direktörü Elif Sanal Çalık eğitim programları hakkında bilgiler verdi.

Yeni Bir Otizm Terapisi Öncesi Ailelerin Yanıt Bulması Gereken Sorular

Beklentiniz ne olursa olsun çocuğunuz için doğru terapi türünü seçmek kolay bir iş değildir.

Söz konusu otizmli çocuklar olduğunda, davranışsal belirtileri geliştirmeyi amaçlayan birçok program mevcuttur. Bazıları otizme sebep olan temel problemleri bile “düzeltmeyi” vaad eder. Her çocuk en etkili terapilere bile cevap vermeyebilir ve bazı çocuklara da az popüler tedavilerin iyi geldiği görülmektedir. Ebeveynler mümkün olduğunca en çok önerilen terapiyi bulmalıdır, çünkü her terapi kabul edilen bilimsel gerçeklerle temellendirilmez ve her yeterli programda, eğitimli öğretmenleri ve terapistleri işe almaz. Bir ebeveynin araştırması terapinin çocuk üzerindeki etkilerini araştırmayla sınırlandırılmamalıdır. Aynı zamanda çocuğun ailesi ve kardeşlerine etkisi de araştırılmalıdır.

Amerika Otizm Topluluğu ve Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü, bir ebeveynin, yeni bir otizm terapisi hakkında sorması gereken sorulardan başlıklar üretmiştir. Aşağıdaki sorular bu başlıklardan temel alınmıştır.

– Tedavi çocuğa zarar verecek mi? Bu tedaviden zarar gören herhangi bir çocuk var mı?

– Tedavinin başarısızlığı çocuğumu ve ailemi nasıl etkileyecek?

– Tedavinin bilimsel geçerliliği var mı? Araştırmam için bilimsel eser sağlayabilir misiniz?

– Çocuğumun süreci nasıl değerlendirilecek? Çocuğumun davranışları sıkı bir şekilde gözlemlenip kaydedilecek mi? Belirlenmiş değerlendirme kriterleri var mı? Bilimsel geçerlilikleri var mı?

– Terapinin amaçları çocuğum için anlamlı mı? Örneğin, kendine uyarıcı davranışları yüzde 10 oranında azaltmayı amaçlayan bir terapi katılmaya değer olmayabilir.

– Bu tedavi çocuğumun mevcut programıyla nasıl birleştirilecek? Çocuğun diğer ilgi ve amaçları ile bütünsel (holistik) yaklaşımı var mı? Bir ebeveyn işlevsel müfredat, mesleki yaşam ve sosyal becerileri yok sayan bir tedaviye körü körüne bağlanmamalıdır.

– Bu program diğer çocuklar için ne kadar başarılı olmuştur?

– Ne kadar çocuk normal okullardan gitmiştir ve bu çocuklar neler sergilemişlerdir?

– Personellerin nitelikleri nelerdir? Kaç personel çocuğumla çalışabilir? Personellerin otizmli yetişkin ve çocuklarla çalışma tecrübesi ve eğitimi var mı?

– Organize edilen ve planlanan aktiviteler nelerdir? Bunları kim planlamıştır?

– Öngörülebilir günlük işler ve rutinler var mıdır?

– Çocuğumla kaç kişi ilgilenecek?

– Çocuğuma verilen görevler ve ödüller kişisel olarak motive edici olacak mı? Ödüller nelerdir? Ödül sistemi evde de uygulanacak mı? Program beni terapiye evde devam etmem için hazırlayacak mı?

– Terapi ortamı en az dikkat dağıtıcı düzeyde mi tasarlandı?

– Bu terapinin zaman ve mali tutar açısından taahhüttü nedir?

– Bu terapi nerede yapılacak? Bu terapiyi yapabilmek için ruhsat ya da sertifikalı bir mekan gerekli mi

Profesyonel ve tanınmış bir terapist yada terapist programı bu soruları kolayca ve açıkça cevaplamalıdır. Sizin memnuniyetinizi cevaplamayacak bir başarısızlık sizi durdurmalı ve çocuğunuza gereken tedaviye izin vermeden önce sizi daha fazla araştırma için harekete geçirmelidir.

Kaynakça:

100 Soruda Otizm – Aileler ve Uzmanlar İçin El Kitabı (Campion Quinn)
Bebeklikten Erişkinliğe Otizm Aileler için Kılavuz (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)
Otizm Spektrum Bozuklukları Tanı ve Takip (Prof.Dr. Nahit Motavalli MUKADDES)

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS

Algı Grup Yöneticisi

 

Kaynak: ÖÇED

Ödül mü, Pekiştireç mi?

Bazı katıldığım seminerlerde ailelerin “Hep ödül hep ödül diyorsunuz. Biz hayatta her şeyi ödül için yapıyoruz sanki?” sorularıyla karşılaşıyorum…

Bu soruyu kendi kendime çok düşündüm ve aslında bu tepkinin tamamen kavram karmaşasından ortaya çıktığına karar verdim. 15 senedir yurtdışında yaşıyor olmamdan ve ABA eğitimini İngilizce almış olmamdan dolayı bazen Türkçe’nin ana lisanım olmasına karşın Türkçeleştirdiğim bazı kavramlar kulağıma doğru gelmiyor, hatta karşımdaki kişinin yüzünde gülümseme bile oluşturabiliyorum. Ödül ve pekiştireç de sanırım bu tarz kavramlardan biri. “Reinforcer”‘in Türkçe karşılığı tam olarak “pekiştireç” kelimesine denk geliyor. Anlamı ise herhangi bir davranışı pekiştirmek, güçlendirmek, motive etmek için sunulan herhangi bir şey. Ödülün İngilizce karşılığı ise “Prize” kelimesine denk geliyor ve anlamı girilen bir yarışmayı kazanmak sonucunda alınan bir hediye/madalya, vs… Günlük halk dilinde her ne kadar pekiştireç ve ödül aynı anlamda kullanılıyor olsa da anlam olarak birbirinden tamamen farklı iki kelime/kavram aslında.
Böyle olunca da, seminerlerde o soruyu soran aileler ve onlar gibi düşünen yüzlerce ailenin tepkisi daha bir anlam kazanıyor benim için. Tabii ki biz günlük hayatta hep ödül almıyoruz. Hatta bazılarımız hiç almıyor. Çünkü ödül almak için bir yarışmaya girmemiz ve yarışmayı kazanmamız gerekir. Örneğin benim hiç ödülüm yok. Ödülün aksine, günlük hayattta hepimiz pekiştireçle yaşıyor, pekiştireç için yaşıyoruz. İşe gidiyoruz para (pekşitireç) kazanmak için, misafirlerimize en güzel yemeklerimizi pişiriyoruz iltifat (pekiştireç) almak için, hep koyu renk
giyiniyoruz bizi zayıf gösterdiğini söyledikleri (pekiştireç) için, fakirlere yardım ediyoruz kendimizi iyi hissettiğimiz (pekiştireç) için, bazı arkadaşlarımızla olmayı diğerlerine göre daha çok tercih ediyoruz bizi güldürdükleri (pekiştireç) için, birçok seçeneğin arasından öncelikle “o” kişi ile birlikte olmak / evlenmek istiyoruz yanında mutlu/güvenli hissettiğimiz (pekiştireç) için… Bu demektir ki, aslında farkında olmasak da hiçbirimiz pekiştireçsiz yaşayamıyoruz ve hayatımız sayısız pekiştireçler üzerine kurulu, öyle değil mi? Belki pekiştireç ve ödül arasındaki anlam ayrılığını iyi yapıp doğru yerlerde kullanmaya özen gösterirsek pekiştireçlere karşı olan negatif önyargıyı da ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

 

Kaynak: ÖÇED

Problem Davranışlarla Başa Çıkma Yollarında ABA Yaklaşımının Kullanılması

ABA (Applied Behavioral Analysis), ısırma, yeme problemleri, öfke nöbetleri gibi problem davranışlarla basa çıkmada oldukça başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

Çocuğun, sosyal çevresine uyumunu zorlaştıran, kendisine ve çevresindekilere zarar veren, öğrenmesini olumsuz yönde etkileyen, öğrenme sürecini zorlaştıran, gerçek performansını göstermesini engelleyen davranışlarını “problem davranış” ya da “olumsuz davranışlar” olarak tanımlayabiliriz. Çocuklarımız çevresindekiler ile iletişim kurmak, sosyal ilgi/dikkat çekmek, duyusal uyarı elde etmek ve istemedikleri ortamdan kaçmak gibi sebeplerle problem davranışta bulunurlar. Okul öncesi dönemde en çok görülen, problem davranış örneklerini; ısırma, öfke nöbetleri, yemek yeme problemleri, uyku zamanı yaşanan zorluklar/direnme, paylaşmamak olarak verebiliriz. Aslında yetişkinler olarak hepimiz zaman zaman olumsuz duygular yaşarız. Fakat bu olumsuz duygularımızı çevre tarafından kabul edilebilir bir görüntüde sergileme becerisine sahibiz. Fakat çocuklarımız henüz bu kontrolü tam olarak sağlayamadıklarından bazen bu olumsuz duygularını bizim problem davranış olarak nitelendirdiğimiz şekilde ifade ediyorlar.

ABA (Applied Behavioral Analysis), problem davranışlarla basa çıkmada oldukça başarılı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. ABA genel olarak davranış bilimi prensiplerini günlük hayatta, günlük ortamlarda uygulayarak bireyin yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bir bilim dalıdır. Davranışı etkileyen değişkenleri kontrol altında tutarak ya da değiştirerek, davranışı da değiştirebileceğimizi savunur. Her davranışın bir işlevi olduğunu göz önünde bulundurursak, her davranış ya öncesindeki bir olaydan tetiklenir yada sonrasındaki bir olay tarafından pekiştirilir. Dolayısıyla, problem davranışın işlevini bulmadan, davranışı değiştirmemiz pek mümkün olamamaktadır. ABA yaklaşımını kullanarak problem davranışları değiştirme yönteminde, ilk yapmamız gereken değiştirmeyi hedeflediğimiz davranışı gözlemlemektir. Bu, bize davranışı tetikleyen yada pekiştiren olay hakkında yani davranışın işlevi hakkında objektif bir hipotez geliştirmemize yardımcı olur. Davranışın işlevini bulduktan sonra çocuğa aynı işlevi verecek alternatif bir davranış öğretilip bu davranış pekiştirilir. Bu süreç içinde gözlenen problem davranışlar göz ardı edilir. Çünkü pekiştirilmeyen davranış yok olmaya mahkumdur. Bu süreç sonunda çocuğunuz çevre tarafından daha kabul edilebilir, olumlu alternatif davranışı öğrenmiş, artık pekiştirilmeyen problem davranışı ise unutmuş olacaktır. Bu yaklaşıma bir örnek vermek gerekirse, sınıfta oyuncağını elinden almak isteyen arkadaşını ısıran bir çocuğu ele alalım. Bu davranışı gözlemlediğimizde çocuğumuzun yanına gelen ve elinden oyuncağını almak isteyen her arkadaşını ısırdığını görüyoruz. Böylece hiçbir arkadaşı elinden oyuncağını alamıyor. Dolayısıyla davranış, oyuncağını kimseyle paylaşmamak olarak pekişiyor. Bu durumda yapılacak olan çocuğa “ısırmak” yerine arkadaşına “bu benim”, “benim sıram”, “paylaşmak istemiyorum” gibi, yine ısırmakla aynı işlevi görecek alternatif bir davranış öğretilir. Her fırsatta çocuğun alternatif davranışta bulunması sağlanır ve bu davranış olumlu ifadelerle pekiştirilir.
Bu süreç içinde çocuk problem davranışta bulunduğunda bu davranışa yorum yapmadan ondan beklenen alternatif davranışta bulunması sağlanır ve bu davranış pekiştirilir. Zaman içinde çocuk yeni alternatif davranışı öğrenmiş, problem davranışı unutmuş olacaktır. Bu müdahale programı uygulanırken aynı zamanda çocuğun paylaşma becerisini geliştirmek için de çalışmalar yapılır.

Bu problem davranışı değiştirme süreci içinde göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, artık pekiştirilmeyen problem davranış sönmeye başlamadan önce daha kötüleşip sonra sönmeye başlayacak olmasıdır. Ailenin ve eğitimcinin bu konuda hazırlıklı olup, istemeden problem davranışı pekiştirmemesi çok önemlidir.

 

Nicky Nükte ALTIKULAÇ

MS, BCBA, EI (ABA Uzmanı)
Davranış Terapisi Uzmanı

Algı ABA Terapi Merkezi Süpervizörü

Otizm Hakkında En Sık Karşılaşılan 7 Mit…

ABD Hastalık Önleme ve Koordinasyon Merkezi’nin yayınladığı 2014 raporuna göre otizm her 68 çocuktan birinde görülmekte. Yine de otizm hakkındaki bilgiler yetersiz ve belirsizlikler otizm hakkında mitlerin yayılmasına neden oluyor. Doğru ve etkili bir müdahale tekniğine başlamada zaman kaybetmemek adına bu mitlerin aileler tarafından bilinmesi büyük bir önem taşıyor. İşte otizm hakkında en sık karşılaşılan 7 mit…

1. ‘Otizmin sebebi soğuk, ilgisiz ve patolojik annelerdir”
1940’lara hakim olan bu düşünce 1960’lara gelindiğinde bilimsel olarak çürütülmüştür. Bu yanlış kanı, otizmle ilgili ilk makaleyi yayımlayan Kanner’ın kendi hastası olan çocukların anneleri hakkındaki gözlemlerine dayanmaktadır. Hatta, bu anneleri betimlemek için ‘buzdolabı anne’ kavramını ortaya atmıştır. O dönemin siyasi ve sosyal olayları göz önüne alındığında ortaya atılan bu kavram ve yaklaşım yadırganmamalıdır. Bu görüşler ne yazık ki o dönemlerde oldukça ses getirmiş, birçok anne çocuğunun durumundan kendini sorumlu tutmuş ve suçluluk duygularına kapılmıştır. 1960’lara gelindiğinde tüm bu iddiaların asılsız olduğu yapılan bilimsel çalışmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Ancak günümüzde klinik ortamlarda yapılan aile görüşmelerinde halen daha ilgi eksikliğinden dolayı çocuğunun otizm olduğunu düşünen anneler ile karşılaşılmaktadır.

2. ‘Ailesel özellikler otizmin nedenlerindendir’
Ailenin sosyo-ekonomik özellikleri, aile bireylerinin kişilik özellikleri ve ailenin çocuk yetiştirme tarzları otizmin nedenleri arasında gösterilmiştir. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar ile ailenin sosyo-ekonomik özellikleri veya aile bireylerinin kişilik özellikleriyle otizmin ilgisinin olmadığını ortaya çıkarılmıştır. Otizmin ebeveyn yaşı ile ilgisinin olduğunu ortaya koyan çalışmalar mevcuttur. Ebeveyn yaşı ile ilgili olarak yapılan son çalışmalarda baba yaşının 35’ten fazla olmasının çocuğunun otizmli olma riskini arttırdığı bulgusu elde edilmişken, anne yaşıyla ilgili bilgilerin değişkenlik gösterdiği görülmüştür.

3. ‘Teknolojik aletler otizme yol açar’
Otizmli çocukların teknolojik aletlere olan yoğun ilgisi ‘Teknoloji otizme mi yol açıyor?’ sorusunu akıllara getirmiştir. Klinik ortamlarda yapılan aile görüşmelerinde ‘Bebekken çok televizyon izledi’, ‘Tablet elinden hiç düşmezdi’, ‘Telefonu elinden alamazdık’ gibi ifadeler ile sıklıkla karşılaşılması otizmle ilgili meraklı bakışları bir anda teknoloji dünyasına çevirmiştir. Bilimsel çalışmalar otizm özellikleri gösteren çocukların önemli bir bölümünün görsel uyaranları işitsel uyaranlara kıyasla daha kolay algıladıklarını ve kullandıklarını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, teknolojik aletlerin otizme yol açmadığı, aksine otizmli çocukların var olan ilgilerinin uygun şekilde kullanılmasıyla daha hızlı beceri edinimini sağladığı ortaya çıkarılmıştır.

4. ‘Aşılar otizme yol açar’
Günümüzde de devam eden bu inanış MMR aşısı diye adlandırılan kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşılarının otizme yol açtığını savunmaktadır. Aşı-otizm ilişkisini araştırmak için ABD’de yapılan bir çalışma OSB tanılı çocuklarda otizm belirtileri ve gelişim geriliği belirtilerinin ortaya çıkması ile MMR aşısı arasında bir ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Diğer taraftan MMR aşısıyla ilgili tartışmalar, bazı ülkelerde bu aşıdan vazgeçilmesine yol açmıştır. Örneğin, Japonya’da 1988-1996 yılları arasında OSB tanısı alan çocukların izlenmesi ile ilgili bir çalışmada 1993 yılında MMR aşısı durdurulduktan sonra otizm tanısında hiçbir azalma olmadığı, aksine artış olduğu bulgusu edinilmiştir. Dolayısıyla, günümüzde aşıların otizme neden olduğuna dair hiçbir bilimsel veri mevcut değildir.
Yukarıda açıklanan otizmin sebeplerine yönelik 4 mitin otizmin neden(ler)i konusunda halen net bir bilginin olmayışından kaynaklandığı göz önünde bulundurulmalıdır.

5. ‘Otizmlilerin hepsinde zeka geriliği vardır’
Halen günümüzde otizm denildiğinde ilk olarak zeka geriliğinin akla geldiği görülmektedir. Otizmli çocukların sözel iletişim becerilerinde yaşadıkları aksaklıklar, sergiledikleri davranışsal farklılıklardan dolayı toplum tarafından zeka geriliğine sahip bireyler olarak değerlendirildikleri gözlenmektedir. Halbuki otizmli bireylerin yaklaşık %40’ında çeşitli seviyelerde zeka geriliği görülmekte olup %60’nda herhangi bir zeka geriliği görülmemektedir.

6. ‘Otizmliler çok zeki olur’
Otizm spektrum bozukluğuna sahip çocukların diğer gelişim alanlarında sergiledikleri performansa göre teknolojik aletlerin kullanımında çok daha iyi bir performans sergiledikleri görülmektedir. Bu durum örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun ebeveynlerinin ‘Ben açıp-kapamayı bilirken çocuğum internette istediği videoyu bulup izleyebiliyor, çok zeki’ yanılgısına düşüp çocuklarının üstün bir performansı olduğu düşüncesine kapıldıklarını göstermektedir. Oysa yukarıda da bahsedildiği üzere bu durum bir zeka belirtisi değil, otizm özellikleri gösteren çocukların önemli bir bölümünün görsel uyaranları işitsel uyaranlara kıyasla daha kolay algıladıklarının ve kullandıklarının bir göstergesidir.
OSB olan bireylerin daha zeki algılanmasının bir diğer sebebi de bir kısmının sınırlı bir alanda yoğun ve sıra dışı ilgilerinin olmasıdır. OSB olan bazı bireyler bazı konulara aşırı ilgi duyarak o konu hakkında en ince ayrıntılara sahip olabilirler. Örneğin, günlük hayatta meydana gelen olayların tarihlerini ezbere bilmek gibi. Bu durum ailelerin çocuklarının çok zeki olduğu yanılgısına kapılmalarına yol açmaktadır. Bu durum bir zeka göstergesi değil, otizmi olan bireyin ‘ilgi takıntısına’ sahip olduğunun bir göstergesidir.

7. ‘Otizmi olanlar öğrenemez’
Aileler çocuklarının doğal yollardan bir şeyleri öğrenemediğini fark edip öğretmeye çalıştıklarında başarısız olup düştükleri bir yanılgıdır. Otizmli bireylerin normal yollarla öğrenemediği gözlenmekte ve bilinmektedir. Bu durum araştırmacıları çalışmalar yapmaya yönlendirmiş ve günümüzde bilimsel olarak ispatlanmış en etkili yöntem olan Applied Behavior Analysis’in (ABA), Türkçesi ile Uygulamalı Davranış Analizi (UDA), ortaya çıkması sağlanmıştır. ABA’e dayalı yöntemler üst üste ve sık tekrarlardan oluşmaktadır. Bu durum otizmli çocukların öğrenmelerini kolaylaştırmaktadır. Otizmin bazı çocuklarda üstesinden gelinebilir bir yetersizlik olduğunu öne süren ilk uzman olan Ivaar Lovaas ‘Bir çocuk bizim yaptığımız öğretimle öğrenemiyorsa, çocuğun öğrenebildiği şekilde öğretim yapmalıyız.’ diyerek alıştığımız geleneksel öğretim kalıplarının dışına çıkma gerekliliğini dile getirmiştir.

 

Psikolog Elif Sanal ÇALIK

Algı Aba Terapi Merkezi Yardımcı Direktör

Kaynak: http://www.oced.org.tr/otizm-hakkinda-7-mit/

1 2 3

Search

+