Kaynaştırma Eğitimi Yol Haritası

Gelişimsel farklılık gösteren çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor ancak toplum olarak halen kaynaştırma eğitimi hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.

Kaynaştırma eğitimi nedir?

Özel eğitime ihtiyacı olan çocukların, örgün ve yaygın eğitim kurumları içerisinde, yaşıtlarıyla birlikte aldıkları eğitime kaynaştırma eğitimi adı veriliyor. Her insanın olduğu gibi gelişimsel farklılıklar gösteren çocukların da sosyalleşmek, yaşıtlarıyla ilişki kurmak, sevilmek, değer görmek gibi ihtiyaçları var. Bu, onların en doğal hakkı olduğu kadar toplumun farkındalığının artması için de önemli bir süreç. Ancak ne yazık ki kaynaştırma eğitiminde ailelerin ve öğrencilerin karşılaştıkları sorunlar halen devam ediyor. Bu yazıyı yazmamdaki amaç kaynaştırma eğitimi konusunda okullara, ailelere yardımcı olabilecek bir kontrol listesi (check list) oluşturmak.

Bir okuldaki kaynaştırma seminer paylaşımında öğretmen arkadaşların kendilerini yalnız hissettiklerine ve bu sorumluluğu almaya çok gönüllü olmadıklarına şahit oldum. Burada önemli olan konunun ailelere ve öğretmenlere iyi anlatılması, kaynaştırmadan sadece öğretmenin sorumlu olmadığının farkına varılması. Kaynaştırma yol haritası ile check list yaparak idare, aile, öğretmen işbirliğiyle güzel ilerlemeler sağlanabilir.

Checklistte neler olmalı?

. Okul yönetimleri tarafından tüm öğretmenlere kaynaştırma eğitimi bilgi semineri verilmesi,

. Okul yönetimleri tarafından “Özel çocuk kimdir?”, “Farklılıklara neden ve nasıl kucak açmalıyız” konularında tüm öğrenci ve velilere yönelik seminerler düzenlenmesi,

. Okul yönetimlerinin “BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı) nedir, nasıl hazırlanılmalı, özel çocuğun kaynaştırma mantığı ve topluma kazanımı” seminerlerinin tüm öğretmenlere verilmesi,
. Rehber öğretmen ve aile arasında tanılama konusunda uzlaşı sağlanması, işbirliği içinde görüşmeler yapması, işbirliğinin kabullenilmesi,
. Ailenin gölge abisi, ablası var mı? Yoksa sağlanacak sınıfta bulundurulacak mı?
. Çocuğun özel eğitim alması sağlandı mı?
. Çocuğun özel eğitim merkeziyle işbirliği sağlandı mı?
. Çocuk psikiyatri konsültasyonu aldı mı, ilaç kullanımı takip ediliyor mu?
. Çocuk nöroloji konsültasyonu aldı mı?
. Çocuk beslenme metabolizma konsültasyonu aldı mı?
. Çocuğun takvim yaşı, gelişim yaşı ayrıntılı testlerle raporlandı mı?
. Çocuk için BEP kurulu ne sıklıkta işbirliği içinde?

Tüm bunların komplike bir çalışma ile rehber öğretmen ve aile işbirliğinde takip edilmesi gerekir. Bu yazıyı okuyan bazı kişiler “Tüm bunlar nasıl yapılacak?” diye düşünebilir. Ama bilinmeli ki, normal kavramı değişiyor, özel çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. Ve bu çocuklar herkesle aynı anda, aynı eğitimle ilerlemek zorundalar. Dolayısıyla kaynaştırmaya ayak diremeden, bu doğrultuda hareket eden okullar ve yöneticiler tecrübe kazanma konusunda bir adım öndeler. ÖÇED olarak biz bu konuda ücretsiz seminerler vermekteyiz. Kaynaştırma için nasıl organize olunması gerektiği konusunda desteğe ihtiyaç duyanlar konu hakkında bizimle iletişime geçebilirler.

 

SELİM PARLAK

Teknik Öğretmen (Psikoloji) MS
Algı Özel Eğitim Kurumları Direktörü

OTİZMLİ ÇOCUĞU OLAN BİR AİLEYE ASLA SÖYLEMEMENİZ GEREKEN ŞEYLER

29 Ağu 2017 Bülten

OTİZMLİ ÇOCUĞU OLAN BİR AİLEYE ASLA SÖYLEMEMENİZ GEREKEN ŞEYLER:

 

“Normal görünüyor. Otizmli oluğuna emin misiniz?”

“Çocuğunuz özürlü mü?”

“Nasıl yapıyorsun? Ben asla başa çıkamazdım.”

“Çocuğumun böyle davranmasına asla izin vermezdim.”

“Bu sen yalnızca olgunlaştıran/büyüten bir yol.”

“Çocuğunu kontrol edemiyorsan evden dışarı çıkarma.”

“Şanslısın. Daha kötü olabilirdi.”

“Çocuğunun iyi bir disipline ihtiyacı var.”

“Otizmi bahane/araç olarak kullanma.”

“Allah’ın takdiri. O yalnızca halledebilecek kişiye verir.”

“Bunu denemelisin. Birinin bu şekilde tedavi olduğunu duydum.”

“Onu evden uzak bir yere göndermelisin.”

“Tuvalet eğitimini ona şimdi vermen gerekiyor.”

“Daha iyi bir ebeveyn olmaya başlaman gerekiyor.”

“Sadece 1 hafta benimle bırakın. Ben onu düzeltirim.”

“Diğer çocuğun otizmli ise neden bir çocuk daha yaptın.”

DİSLEKSİ NEDİR?

13 Ağu 2017 Bülten

DİSLEKSİ NEDİR?

Disleksi’nin ilk tanımı 1896 yılında W. Pringle Morgan tarafından ‘ doğuştan kelime körlüğü olarak tanımlansa da günümüzde ki en geçerli tanım Avrupa Disleksi Derneğine ait olan tanımdır; ‘ Disleksi; okuma, heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılıktır.’

Amerika Psikoloji Derneğinin Özel Öğrenme Güçlüğü olarak tanımladığı (2001) kriterler, normal yada normal üstü zekaya sahip  bireylerin yaş, eğitim düzeyi ve zeka puanları  göz önüne alındığında okuma, yazılı anlatım ve matematiğe ilişkin bir takım becerilerde beklenen düzeyin göz ardı edilemeyecek derecede  altında olmasıyla tanılanan bir bozukluktur. Disleksinin yazmaya eşlik ettiği bozukluklar Digrafi, matematiksel alanda eşlik ettiği bozukluklar ise Diskalkuli olarak tanımlanmaktadır.

Disleksinin nedenleri farklı teorilerle açıklanmakla birlikte; genetik yatkınlığın, prenetal hasar ve zorlukların, doğuştan ( konjenital) kaynaklanan sorunların bireyin öğrenmesini güçleştirdiği bilinmektedir. Bireyin; beyninin bilgi işleme bölgelerinin bazı alanlarındaki farklılıklardan kaynaklandığı kabul edilen en geçerli görüştür.

Disleksinin Tanılanması genellikle çocuğun okul çağına gelip, akademik becerilerde zorluklar yaşamaya başlamasıyla gerçekleşse de okul öncesi belirtiler de mevcuttur;

Dislekside Okul Öncesi Erken Tanı Kriterleri Olarak ;

Kaba motor becerilerinde gecikme ve güçlükler; emekleme, merdiven inip çıkarken koordinasyon problemi, hareket eden bir nesneyi yakalama da güçlük, ip atlama yada bisiklete binmeyi zorlukla öğrenme vb.

İnce motor becerilerinde gecikme ve güçlükler; Makas kullanarak bir şekli kesmekte güçlük, hatalı kalem tutuşu; ipe boncuk dizmekte zorluk, modelleme de güçlük, sıralı dizileri soldan sağa doğru dizmek

Dil ve Konuşma becerilerinde gecikme ve güçlükler; Gecikmiş konuşma, Pragmatik dilde uygun  kelimeleri bulamama, sesletim ( artikülasyon) bozukluğu, hece çevirerek konuşma, ses-harf ilişkisini kurmakta güçlük, adlandırma becerisinde güçlük,oral motor becerilerde güçlükler

 Disleksi de Okul Dönemi Tanı Kriterleri;

-Yaşıtlarına göre okumaya geçmede zorluk

-Sayı kavramını öğrenmede güçlük; 3-6-9 gibi rakamları ters yazma, ardışık dizileri kavramakta güçlük, ritmik saymada atlamalar, çarpım tablosunu öğrenmekte güçlük, toplama-çıkarma, çarpma- bölme işlemlerini karıştırma,

-Okuma ve yazma da güçlükler; okurken-yazarken harf atlama, Ayna yazısı(mirror writing) , harfleri karıştırma( b-d,p-g,c-ç,s-ş),  hece değiştirme, kelimeleri birleştirerek okuma-yazma , imla kurallarını anlayıp uygulayamama, bozuk okuma( okumanın ritminin aşırı hızlı ya da yavaş olması, fazla heceleyerek okuma), okuduğunu anlamama ve anlatamama, , sıralı ezber gerektiren konuları ezberlemekte güçlük( aylar, günler vb.) yazarken sıra ve satır takibi yapmakta zorluklar

– Bilişsel diğer becerilerde güçlükler; Renkleri karıştırma, yönleri karıştırma-yön algısında zorluklar( sağ-sol, yukarı-aşağı gibi kavramları kavramakta güçlük) , zaman kavramını fark edememe, kısa süreli belekte bilgiyi depolayamama, dikkatin çok çabuk dağılıyor olması, organize olup verilen işi sonlandırmakta güçlükler

Disleksi Tedavi Edilebilir mi ?

Disleksi bir hastalık olmadığı için tedavi de edilemez. Yukarıda kısaca ifade edilen tanı kriterlerine sahip çocukların bilişsel becerilerdeki zorlukları aşabilmek için Özel eğitim Öğretmeni, Dil ve konuşma becerilerindeki zorlukları aşabilmek için Dil ve Konuşma Terapistinden alınacak Özel eğitim desteği ile bireyin yaşadığı güçlüklerin önüne geçilerek sağıltımı sağlanabilir. Dislektik birey özelliklerini yaşamı boyunca muhafaza etse de Aile-Okul- Özel Eğitim Desteği iş birliği ile hayat kalitesi yükseltilerek ,toplumsal uyum ve başarısı sağlanabilmektedir.

 

Ayla Ebru BALÇIK

Uzman Dil ve Konuşma Terapisti

ABA Dil ve Konuşma Terapisti

İletişimi Engelleyen Durumlar

İletişimi Engelleyen Durumlar

Çocukların iletişim çabaları ve girişimleri, zaman zaman, çevrelerindeki kişiler tarafından çeşitli şekillerde engellenir. Bu engellemeler, çoğu kez, farkında olunmadan yapılır. Anne-baba ve öğretmenlerin bu engellemelerden kaçınma yönünde çaba gösterebilmeleri için, öncelikle, bu engellemeleri tanımaları gerekir. Aşağıda, bu engellemelerin üçü sıralanmaktadır:

  1. Çevresel engellemeler:Her şeyi ortamda hazır bulundurarak, çocuğun bir şeyler istemesine fırsat vermemek. Örneğin, sofrayı her zaman eksiksiz hazırlamak, TV’de her zaman çocuğun en çok sevdiği programları açmak vb.
  2. Beklentisel engellemeler:Çocuğu iyi tanımamak nedeniyle düşük beklentilere sahip olmak; dolayısıyla, çocuğa bir sonraki basamağı öğretmeye çalışmamak. Örneğin, birkaç sözcüğü bir araya getirebilecek düzeydeki çocuktan tek sözcüklük ifadeler beklemek.
  3. Sözel engellemeler:Aşırı liderlik üstlenerek çocuğun iletişim girişimi başlatmasına fırsat vermeksizin bütün durumlarda iletişimleri başlatmak.

İletişim Engellerini Önlemek ve İletişim Gelişimini Desteklemek İçin Öneriler

Oyun ortamlarında, sosyal ortamlarda ya da eğitim ortamlarında çocuklarla etkileşimde bulunurken belli ilkelere dikkat ederek, iletişim fırsatlarını en iyi şekilde değerlendirebiliriz.

Bunlar;

  1. Güdüleyici ortamlar hazırlamak:

İletişime zemin hazırlayacak ve heves yaratacak ortamlar seçmeye ya da oluşturmaya çalışın. Yeğlenen kişiler, oyuncaklar, araç-gereçler ve etkinlikler, ortamın güdüleyiciliğini arttırıcı öğelerdir. Ayrıca, çocuğun farklı nesne ya da etkinlik seçenekleri arasından seçim yapmasını sağlayın. Kendi seçtiği durumlarda bulunmak, çocuğun iletişimde bulunma isteğini arttırır.

  1. İletişimsel fırsatlar yaratmak:

Herhangi bir durumda çocuğun öncelikle ne isteyebileceğini kestirin ve çocuğun bu nesneye ulaşmasını bir süre engelleyin. Çocuk bu nesneyle ilgili bir iletişimsel girişimde bulunduğunda, nesneye ulaşmasını sağlayın. Örneğin, sofraya çorba kâsesini koyup kaşığı koymamayı deneyin ve çocuğun kaşıkla ilgili herhangi bir iletişim girişimi başlatmasını bekleyin. Kaşığı, böyle bir girişimden (örneğin, sesten ya da jestten) sonra verin.

  1. Gereksiz sorular sormaktan kaçınmak:

Çok soru sormak, sanıldığı gibi, dil gelişimine katkıda bulunmaz. Özellikle şu tür soruları gereksiz yere sormaktan kaçının:

– Bu ne? • Ne yapıyorsun? • Bunun adı ne?

Çocuklara, yalnızca yanıtını gerçekten merak ettiğiniz sorular sorun!

  1. Çocuğun yaptıklarıyla ilgili yorumlarda bulunmak:

Çocuğun neler yaptığını gözleyerek, bu gözlemlerle ilgili yorumlarda bulunun. Diğer bir deyişle, çocuğun içsel konuşmalarını tahmin ederek, bunları söylemeye çalışın. Örneğin:

– Galiba bebeğimizin karnı acıkmış.

(Çocuk bebeğe mama yedirmeye çalışıyor)

– Iğğn, ığğn, düt, düt.

(Çocuk arabasıyla oynuyor)

– Biraz gezinsek mi acaba? Hadi biraz dolaşalım.

(Çocuk parkta gezinmeye başladı)

  1. Beklemek ve işaret vermek:

Çocukla sohbet ederken, sıra ona geldiğinde, kendisinden karşılık beklediğinizi belirtin. Nasıl mı?

– Çocuğun gözlerinin içine bakarak

– Dudaklarınızı hafifçe aralayarak

– Kaşlarınızı kaldırarak

– Çocuğa doğru hafifçe eğilerek

Çocuk karşılık verinceye kadar duraklayın ve çocuktan hiçbir yanıt gelmeyeceğinden emin oluncaya kadar söze girmeyin. Beklemekte zorlananlar, içlerinden beşe kadar saymayı deneyebilirler. Çocuk hiç sözcük kullanmasa bile, çıkardığı sesleri ve yaptığı jestleri onun sohbete katılımı olarak kabul edin.

  1. Abartılı jest, mimik ve ses tonu kullanmak:

Konuşurken, ses tonu değişimleri, yüz ifadeleri ve vücut hareketleri de kullanın. Bunun iki yararı olabilir:

– Çocuğun, sizin söylediklerinizi anlama olasılığını arttırmak

– Çocuğun ilgisini çekmek

  1. Model olmak:

Çocuğun yanlışlarını düzeltmek yerine, ona model olmaya çalışın. Örneğin: • Tağs. • Hayır, tavşan. Söyle bakayım: Tav-şan.

Yukarıdaki örnekte, çocuğun yanlışı düzeltilmekte; bu nedenle de, karşılıklı konuşma kesintiye uğratılmaktadır. Alternatif olarak, şu şekilde model olmayı deneyebilirsiniz:

– Tağs.

– Evet, tavşan.

  1. Kısa ve anlaşılır konuşmak:

Konuşmanızı, çocuğun dil gelişimi düzeyine uygun şekilde basitleştirin. Örneğin, çocuk tek sözcük düzeyindeyse, siz de birkaç sözcüklük cümleler kurmaya çalışın. Ayrıca, biraz yavaş ve bir cümleden diğerine geçerken kısa bir ara vererek konuşmaya özen gösterin.

  1. Sohbete katılmayı ödüllendirmek:

Çocuğun sözel olan ya da olmayan tüm iletişim girişimlerini mutlaka ödüllendirin. Olası ödüller:

– Gülümsemek

– Gıdıklamak

– Sohbeti hoş bir şekilde sürdürmek

– Onaylamak: Evet, tabii ki, çok haklısın…

  1. Göz kontağı kurmak:

Çocukla iletişimde bulunurken, göz kontağı kurmaya çalışın. Ancak, bu konuda çok ısrarcı olup da çocuğu tedirgin etmekten de kaçının. Anlık göz kontaklarını bile kabul edip iletişimi sürdürerek çocuğu ödüllendirin.

  1. Etkileşimi eğlenceli hale getirmek:

Çocukla etkileşirken rahat, mutlu ve neşeli olun. Ayrıca, çocuğun ilgisini çeken sözcüklere yer vermeye özen gösterin. Konuşmak can sıkıcı ve sinirlendirici bir uğraşsa, çocuk neden bu zahmete katlansın?

Henüz Konuşmayan Çocuklarda İletişim Gelişiminin Desteklenmesi

Eğer çocuk seslerle ya da jestlerle bir şeyler iletmek amacıyla girişimde bulunmuyorsa, çalışmaya, kurmalı ya da itmeli oyuncaklarla başlayın. Sıra alarak oynanan oyunlar, dil ve iletişim gelişimine katkıda bulunur.

Örneğin:

– Sırayla arabayı birbirinize itebilirsiniz.

– Sırayla tavşancığı kurabilirsiniz.

– Sırayla birbirinize top atabilirsiniz.

Hangi oyuncakla başlayacağınıza, çocuğun ilgilerini gözleyerek karar verin. Eğer çocuk hiçbir şeyle ilgilenmiyorsa, topla başlayın ve şu şekilde oynayın:

– Çocukla aranızda küçük bir mesafe bırakarak yere karşılıklı oturun.

– Bir-iki-üüüç diye sayarak topu çocuğa yavaşça yuvarlayın.

– Çocuğun topu tutmasına yardımcı olun.

– Çocuğun ellerini topun üzerine, kendi ellerinizi de çocuğun ellerinin üzerine koyun.

– Bir-iki-üüüç diye sayarak topu kendinize yavaşça yuvarlayın.

– Bu çalışmaya her gün yer verin.

– Her bir çalışmadaki denemelerin sayısını yavaş yavaş arttırın.

– Çocuk kendiliğinden topu yuvarlar hale geldiğinde, aranızdaki mesafeyi de yavaş yavaş arttırın.

 

İyi Çalışmalar

Burcu KAYA

Okul Öncesi Öğretmeni

ABA Program Koordinatörü

EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ

EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ

Eğitim ailede başlayan bir süreçtir. Çocuklar ilk deneyimlerini aile içinde yaşar. Özellikle öğrenme güçlükleri ve davranış kısıtlılıkları olan çocuklar onlara sunulan öğrenme fırsatlarıyla deneyim kazanır ve deneyimlerini geliştirirler. Bu nedenle anne –babanın çocuğuyla kurduğu ilişkide gelişimine destekleyici bir yaklaşımda olması zorunludur. Ailenin eğitimsel sürece katılması, çocuğun eğitimde kazandığı davranışları günlük yaşama
geçirebilmesine katkıda bulunur. Aile, eğitsel yaklaşımları ne kadar bilir ve uygularsa günlük yaşamdaki her fırsatta çocuğuna o kadar yeni davranışlar kazandırma olanağına sahip olur. Yapılan bir araştırma sonucuna göre; ailelerinin eğitime katılım göstermedikleri çocuklarda başarı oranı % 8 iken, ailelerinin eğitime katılım gösterdiği çocuklarda başarı oranı %80 civarındadır.

ÇOCUĞUMUN EĞİTİMİNDE AKTİF OLARAK ROL ALMAK VE GELİŞİMİNE DAHA FAZLA KATKIDA BULUNMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİM?
Seminerlere katılın, eğitim yöntemleri ile ilgili bilgi edinin. Haftada bir (gerekiyorsa daha sık) yapılan Uygulamalı Aile Eğitimlerine mutlaka katılın. Koordinatör Aile Terapist Toplantılarında çocuğunuz ile yakın iletişimde bulunan tüm kişilerin bulunmasını sağlayın. Ev ziyareti hizmetimizden mutlaka yararlanın. Belli periyodlarla ev ziyareti talep edin. Her tür sorunuz ve ihtiyaç duyduğunuz konularda koordinatörünüzden görüşme talep edin. Çocuğunuzun biten becerilerini takip edin ve günlük yaşamınıza katmaya çalışın. Seans sonunda o günkü çalışmalar hakkında terapistinizden bilgi alın.

 

Düzenleyen
Elif SANAL ÇALIK
Psikolog
ABA Program Koordinatörü
Yardımcı Direktör

ALTERNATİF İLETİŞİM SİSTEMLERİ PECS

ALTERNATİF İLETİŞİM SİSTEMLERİ
PECS
Pecs uygulamalı davranış analizine dayalı bir alternatif iletişim sistemidir. Normal dil ve iletişim
gelişimi aşamalarına göre planlanmıştır. Öncelikle temel iletişim becerilerini kazandırmayı, daha sonra
ise belli mesajları iletmeyi öğretmeyi hedefler. Mesaj iletiminde, önce tek resimler kullanılır. Giderek
birden fazla resmin bir araya getirilmesiyle, cümleler kurulur.
PECS sistemi Amerikalı psikolog Andy Bondy ve konuşma terapisti Lori Frost tarafından
geliştirilmiştir. Bu yöntem, iletişimi bir büyüğün yönetmesi yerine çocuğun başlattığı ve lider olduğu,
çocuğa istediği bir nesneyi elde etmek için, o nesneyi resmiyle değiş tokuş etmeyi öğreten bir
yöntemdir. Konuşamayan ya da kelime hazinesi olup da düzenli ve anlaşılır şekilde iletişimde
bulunmayan her çocuğa öğretilebilir.
Amerika Birleşik Devletleri’ nin Delaware eyaletindeki Otizm Projesi, PECS sistemi ile bir seneden
fazla eğitim gören çocukların %76’ sının, bu sistemi iletişim amaçlı kullandıklarını ya da konuşmayı
kullanmayı artırdıklarını tespit etmiştir. Bu araştırmada PECS sistemi ile çocukların konuşmayı da
öğrenebildikleri, kendilerine göre kolay bir iletişim yöntemi kullandıkları için onların daha sakin ve
mutlu oldukları görülmüştür.
Araştırmalar göstermektedir ki;

—PECS kullanımı sözel iletişim olmayan çocuklarda konuşma başlamasını olumlu etkilediği gibi
konuşan çocukların konuşma kalitesi ve işlevselliğini artırmaktadır. Delaware Otistik Programı
dahilinde 1 yıl boyunca PECS kullanan çocukların %75’inde konuşma başlarken %80’inde işlevsel
konuşma başlamıştır.

—PECS kullanılan çocuklarda davranış problemlerinde azalma gözlemlenmiştir.

İŞARET DİLİ
Supervizörümüz, Nıcky Nukte ALTIKULAÇ’ın Bu Konudaki Görüş Ve Düşünceleri Aşağıdaki Gibidir;
Yapılan araştırmalara göre işaret dilinin, çocuğun ses çıkarma hızını arttırdığı sonucu ortaya çıkmıştır.
Şu an Atlanta’da 6 aylık normal gelişimi olan bebeklere büyük bir hastane içinde işaret dili kursları
verilmektedir. Hatta popülerliği Hollywood’a kadar ulaşmış durumdadır.
İşaretleri sesli kelime ile beraber kullandığınız sürece “çocuğum işaret dili kullanırsa konuşmaz”
endişesinde olmanıza gerek yok. Çünkü işaret dilini destekleyici, alternatif bir iletişim aracı olarak
kullanırken, nihai amacımız tabii ki çocuğumuzun kelimeler ile konuşmasıdır.

Düzenleyen
Burcu KAYA
Okul Öncesi Öğretmeni
ABA Program Koordinatörü

ABA Yöntemi

ABA Yöntemi

Bu yöntemde bireyin davranışları ve davranışlarıyla ilgili çevresel faktörler detaylı olarak
incelenir ve analiz edilir. Davranış değiştirme yaklaşımları arasında en sık kullanılan
yöntemdir.

Aba Yaklaşımının Güçlü Yanları;
– Kısa zamanda olumlu davranışlar kazandırma, problem davranışların azaltılması, davranış
değiştirme mümkün olmaktadır.
– Aba, somut gözlemlerden yola çıkar ve böylece bireye kazandırılmak istenen davranışın
gözlemlenip gözlemlenmemesi önemlidir.
– Uygulanan pekiştirme tarifeleriyle davranışın kalıcılığını sağlamak mümkündür.
– Öğretmenler ve diğer kişiler tarafından göreceli olarak daha rahat öğrenilir.
– Sürekli yapılan değerlendirmelerle eğitimin etkililiğinin artması sağlanır.
– Bilimsel dayanaklı bir uygulamadır.
– Farklı özellikteki bireylerle farklı ortamlarda ve farklı davranışlara yönelik olarak kullanılabilir.
– Çok çeşitli becerilerin öğretiminde kullanılabilir.
– Bireylerin bağımsız yaşam becerilerini dikkate alarak işlevsel olan becerilerin öğretimine
önem verir.
– Somut verilere dayanır (data-analiz) vs.

Eleştiriler;
– Veri toplama ve analiz sürecinin zaman alması
– Pekiştireçlerin rüşvet olarak düşünülmesi
– Bireyleri robotlaştırdığı

Ancak;

– Sistematik veri toplama ve değerlendirmeler öğretimsel kararlar almak için sağlam temeller
oluşturmaktadır.
– Yeni davranışın kazandırılması ancak pekiştireçlerin etkili bir şekilde kullanıldığında ve sistemli
olarak silikleştirildiğinde mümkün olmaktadır. Bunun dışında rüşvet hak edilmeyen ve uygun
olmayan durumlarda verilmektedir.
– Uygulamalı davranış analizine dayalı öğretim yöntemlerinde hak edilmeyen ya da uygun
olmayan yöntemler söz konusu değildir.
– Uygulamalı davranış analizine dayalı eğitimlerin bireyler üzerindeki olumlu etkileri bilimsel
araştırma sonuçlarıyla desteklenmiş olmakta ve güçlü yanları nedeniyle öğretim ve eğitim
ortamlarında sıklıkla kullanılmaktadır.

 

Düzenleyen
Burcu KAYA
Okul Öncesi Öğretmeni
ABA Program Koordinatörü

Psikiyatriste Niçin Gitmeliyiz?

19 Tem 2016 Bülten, Genel

burcu-kayaDeğerli Velimiz;

 

Otizm Spektrum Bozukluğu için tanısal değerlendirme ve sonrasında düzenli olarak çocuğun bir psikiyatrist (gerekli olduğu taktirde nörolog) tarafından değerlendirilmesi çok büyük önem taşımaktadır.

 

Çocuğunuz ayrıntılı olarak gelişimsel, fiziksel, davranışsal olarak değerlendirilecek ve size gerekli geri bildirimlerde bulunulacak, bunun sonucunda çocuğunuzun gelişimine dair hiçbir ayrıntı atlanmamış olacaktır.

 

Otizm Spektrum Bozukluğu’nun her ne kadar temel yetersizliği sosyal-duygusal gelişme, iletişimsel becerilerde ve tekrarlayıcı davranışlar alanında olsa da, pek çok kişi bu belirtiler dışındaki sebeplerle de  psikiyatristlere başvurmaktadır. Özellikle çocuğunuzda; hırçınlık, huysuzluk, öfke, öğrenme sorunları, uyku sorunları, duygu durum bozuklukları, anksiyete, obsesif kompulsif bozuklukların biri yada birkaçı varsa mutlaka bir psikiyatriste başvurmalısınız.

 

Aynı zamanda önemli olan bir diğer konu da çocuğunuzun psikiyatrik bir değerlendirmeye ihtiyacı yok ise bu durumunda  uzman hekimler tarafından kontrol edilip sizlere gerekli bilginin sağlıklı bir şekilde verilmesidir.

 

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki otizm spektrum bozukluğu içinde olan bir çocuk mutlaka tıbbi konsültasyonlarına düzenli olarak götürülmelidir.  Bir de Osb’ye eşlik eden davranışsal sorunlarda çocukta gözlemleniyorsa psikiyatrik incelemesi kesinlikle ihmal edilmemelidir.

 

Çocuklarda görülen psikiyatrik bozukluklar işlevselliği azaltıp, öğrenme hızlarını yavaşlattığı ve ileride daha büyük sorunlarla karşılaşma ihtimalini arttırdığı için zamanında ve önemle takip edilmesi gereken bir konudur.

 

Psikiyatristin yardımcı olabileceği durumlar kısaca aşağıdaki gibidir;

 

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunları
  • Duygu durum bozuklukları ( duygusal durumdaki ani değişiklikler)
  • Obsesif kompulsif bozukluklar (takıntılar)
  • Anksiyete bozuklukları (Klinik veriler otizmli, okul öncesi ve okul dönemi çocuklarında ve ergenlerde anksiyetenin en sık gözlenen rahatsızlık olduğunu belirtmektedir.
  • Psikotik bozukluklar
  • Tik bozuklukları
  • Uyku bozuklukları
  • Yeme bozuklukları
  • Selektif Mutizm (Konuşma becerisi olan ancak belli ortamlarda konuşmayı reddeden grubu tanımlamak için kullanılan tanı kategorisidir.)
  • Cinsel kimlik bozukluğu
  • Katatoni( Motor fonksiyon anormalliği ve davranışsal bozulma ile seyreden durumdur)
  • Öğrenme bozuklukları
  • Travma sonrası stres bozukluğu
  • Okul reddi (Karşıt gelme, çekingenlik, akademik problemler, tutarsız davranışlara maruz kalma ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olabileceği düşünülmektedir.)
  • Uygunsuz cinsel davranışlar
  • Sosyal ortamlardan kaçınma, huzursuzluk

 

 

 

Saygılarımla

BURCU KAYA

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

ABA PROGRAM KOORDİNATÖRÜ

Otizm teşhisi konduktan sonra ne yapacağız?

12 Şub 2014 Bülten, Genel

Psikolog Dilek Erzenli, otizmin belirtilerinin ne olduğunu, tanı konduktan sonra ailelerin ne yapması gerektiğini anlattı.

Her 100 çocuktan biri otizmli olarak doğuyor. Erkek çocuklar, kızlara oranla 3-4 kat daha yüksek risk altında.  Genetik kökenli olduğu söylense de son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar çevresel faktörlerin de otizmi tetiklediğini gösteriyor. Yani, hepimiz çocuğumuzun otizmli olma riskiyle karşı karşıyayız. Peki çocuğumuza otizm teşhisi konulduğu andan itibaren ne yapacağımızı, neyle karşı karşıya olduğumuzu biliyor muyuz?

Algı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi psikologlarından Dilek Erzenli, otizmi belirtileri 3 yaşa kadar görülen, gelişimsel yetersizlik ve nörolojik bozukluk olarak tanımladı. Çevresel etkenlerin de nedenler arasında yeraldığına dikkat çeken Erzenli,  otizmli çocukların birbirlerinden farklı olduğunu ancak temel ortak özellikleri bulunduğunu söyledi. Erzenli, ortak özellikleri şöyle sıraladı:

–         Göz kontağı kuramamak, diğer kişilerin duygularını adlandıramamak, arkadaşlık kurmakta zorlanmak

–         Dil gelişiminde gecikme, karşılıklı konuşmayı başlatma ve sürdürmede zorluk, yinelenen sözler ve konular

–         Düzen takıntısı, yaşam rutininin bozulmasından endişe etmek, tekrarlanan el ve vücut hareketleri, nesnelerle işlevleri dışında ilgilenmek ve kullanmak

–         Diğer çocukların arasına katılmamak

–         Uygun olmayan zamanlarda gülmek ya da kıkırdamak,

–         Ağrıya duyarsızlık

–         Yalnızlıktan hoşlanma

–         Objelere uygun olmayan şekilde tutunma ve bırakmama

–         Dikkat çekecek derecede aşırı hareketlilik ya da hareketsizlik

–         Tehlikelerden korkmama

–         Topaç çevirme gibi sürekli oyunlardan hoşlanma

–         Söylenenleri tekrarlamak

–         Kucaklanmaktan hoşlanmama

Bu belirtilerden birinin varlığının görülmesi halinde bile çocuk ruh sağlığı uzmanına başvurulması gerektiğinin altını çizen psikolog Erzenli, tanı konulduktan sonra aileyi nelerin beklediğini şöyle anlattı:

“Çocuğunuza ilk otizm tanısı konduğunda önce bir şok yaşanabilir. Bazen sorunun ne olduğunu bilmek rahatlatıcı olabilir, ama aynı zamanda, üzgün kızgın veya şaşkın hissedebilirsiniz. İlk başta bu tanının çocuğunuz ve aileniz için ne anlama geldiğini anlamak zor olabilir. Ama daha sonra çocuğunuzun ihtiyacı olan yardımı aldığınızdan emin olmak için daha fazla bilgiye ihtiyacınız olacak. Ülkemizde devlet, ayda 8 saat bireysel, 4 saat grup ders hakkını otizmli çocuklara tanır. Milli Eğitim’e bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde bu dersler verilir. Fakat olması gereken aylık eğitim süresi en az 80-140 saat arasında olmalıdır, haftada 2 saatlik eğitim otizmli çocuk için yeterli değildir. Eğitim yoğun olmalıdır. Bu nedenle sizi devletin karşıladığı 12 saat haricinde ekstra dersler alacağınız dolayısıyla ekstra bütçe ayırmanız gereken bir dönem beklemektedir. Eğitimcinin otizm konusunda bilgili ve tecrübeli olması çok önemlidir. Otizm eğitiminde eğitimcinin ve eğitim kurumunun aileyi de eğitmesi, uygulamaların evde de devam etmesi gereklidir.”

Erzenli, bazı ebeveynlerin ilk başta tanıyı reddettiğini ancak bu psikolojik savunma sürecinden çabuk çıkılması gerektiğini vurgulayarak “Kabullenme sürecinde ebeveynler depresyona girebilir, eşler arasında boşanmaya varabilecek sorunlar yaşanabilir. Ebeveyn duruma alışmaya çalışırken bir yandan da yakınındaki insanlara açıklamalar yapmak zorunda kalır.Bu süreçte kendisi ile birlikte çevresini de eğitmek bilgilendirmek zorunda kalır” dedi. Erzenli, çocuğuna otizm tanısı konan ailelere psikiyatrist ve psikolojik yardım almalarını, benzer durum yaşayan ailelerle tanışmalarını, devamlı bilgi edinmeye çabalarını önerdi.

Otizm Tanısı Kondu, Ne Yapmalı?

19 Mar 2013 Bülten, Genel

Çocuğunda farklı davranışlar gözlemleyen aileler, nereye başvuracaklarını bilmiyorlar.

Çocuğunuzda yaşıtlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız bir şeylerin yanlış gittiğinden şüphelenmeye başlamalısınız. Seslendiğinizde bakmıyorsa, sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa, oyuncaklarla amacı dışında oynuyorsa, konuşmada gerileme veya gecikme varsa, 12 aylıkken hiçbir mimik ifadesi ve heceleme yoksa tekrarlayan el ve vücut hareketleri varsa, söylenenleri duymuyormuş gibi davranıyorsa, bazı kelimeleri amaçsızca tekrarlıyorsa çocuğunuzda otizmin varlığından şüphe edebilirsiniz. Peki, böyle bir şüpheniz varsa ilk olarak nereye başvurmalısınız?

Algı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi psikologlarından Dilek Erzenli, çocuğunda farklı davranışlar gözlemleyen ailelerin nereye başvuracağını bilmediğini söyledi. Otizm tanısının sadece konunun profesyonelleri tarafından konulabileceğini vurgulayan Erzenli, bu uzmanların da çocuk ve ergen psikiyatristleri ile çocuk nörolojisi uzmanları olduğunun altını çizdi.

Otizmin ilaçla tedavisi olmadığını ancak obsesyonlar, öfke kontrolü gibi istenmeyen davranışları azaltmak için ilaç verildiğini anlatan Erzenli, “Çocuk psikiyatristleri çocuğu gözlemleyip, doğumundan itibaren geçen sürenin öyküsünü alır, psikolojik testler ve tıbbı tahliller ister. Bütün bu süreçten sonra tanı koyar. Otizm teşhisi konan çocuk, ilerleyen yıllarda düzenli olarak çocuk psikiyatristini ziyaret etmeli, ilaçların etkisi ve çocuğun durumu kontrol altında olmalıdır” dedi.

Erzenli, frajil X sendromu , angelman sendromu, tuberoskleroz, bazı kromozom bozuklukları ve bazı nörolojik hastalıklarda da otizm belirtileri görüldüğünü ancak bunların tanısının çocuk nöroloğu tarafından konulduğunu belirterek, “Bazı durumlarda otizme eşlik eden epilepsi de çocuk nöroloğu tarafından tedavi edilir” diye konuştu.

Tanı konulduktan sonra yapılacaklar

Erzenli, otizm tanısı konulduktan sonra yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:

“Bazı devlet hastaneleri, askeri hastaneler ve üniversite hastanelerinde bulunan özürlü sağlık kurullarına başvurmalısınız. Bu kurullarda nöroloji, psikiyatri, dahiliye, kulak burun boğaz, genel cerrahi uzmanları bulunur. Bu kurul çocuğunuza özürlü sağlık raporu verir. Bu raporla vakit kaybetmeden size en yakın özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine başvurabilirsiniz. Bu merkezlerde verilen eğitimin aylık 12 saati devlet tarafından karşılanır. Ama tavsiye edilen aylık eğitim süresi ayda en az 80-140 saat arasında olduğu düşünülürse 8 saat verilen eğitim hakkı çocuk için yeterli olmaz. Bu nedenle siz de ek olarak ücretli dersler almalısınız. Eğitimcinizin sizi ve evdeki diğer bireyleri de eğitmesi gerekebilir.”

1 2

Search

+